<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Uzelgi için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.uzelgi.com/index.php/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.uzelgi.com</link>
	<description>Toplam gerçeklik, dünyadır!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Aug 2010 23:59:04 +0200</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Agnostisizm Neden Geçerli Bir Düşün Sistemi Değildir? yazısına Cihan AYDIN tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/27/agnostisizm-neden-gecerli-bir-dusun-sistemi-degildir/comment-page-1/#comment-145</link>
		<dc:creator>Cihan AYDIN</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 23:59:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1345#comment-145</guid>
		<description>Selam agnostizme sadece tek bir bakış açısıyla eleştiri getirildiği ve tüm kurgunun bunun üzerine yapıldığını düşünüyorum..
Agnostizm zaten bilinmezci olduğu ve kurallar bütüne yer vermediğinden bir çok düşünür agnostizm hakkında öznel tanımlar yapmıştır. Örneğin Russel &quot;Bir agnostik, Tanrı ve dünya ötesi yaşam hakkında doğruyu bilmenin  imkansız olduğunu düşünür. Asla bilinemez denmese de, şu anda  yaşadığımız zamanda bilinemez.&quot; diyerek bu düşüncenin bilimsel gelişmelere göre ileri ki zamanlarda değişebileceğini söylemiştir.
Şahsen bende bir bilinmezci olarak  dış dünya vardır ya da yoktur diye iddia etmek olanağı yoktur, diyemem.. İddia etmek olanağı her zaman vardır, ama bilimsel olarak açıklanamayan bir şeyin yok olduğu iddia etmek, var olduğunu iddia etmek kadar gereksizdir diyebilirim.

Aslında her cümleye ayrı ayrı eleştirim var ve cevap vermek isterim ve müsait bir zamanda tüm yazılanlara bir agnostik olarak eleştiri getirmeye çalışıp burdan paylaşmayı düşünüyorum.. Yorgun olduğumdan şuan tam konsantre olmam mümkün olmadı (:

Aydınlık ve sevgiyle...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selam agnostizme sadece tek bir bakış açısıyla eleştiri getirildiği ve tüm kurgunun bunun üzerine yapıldığını düşünüyorum..<br />
Agnostizm zaten bilinmezci olduğu ve kurallar bütüne yer vermediğinden bir çok düşünür agnostizm hakkında öznel tanımlar yapmıştır. Örneğin Russel &#8220;Bir agnostik, Tanrı ve dünya ötesi yaşam hakkında doğruyu bilmenin  imkansız olduğunu düşünür. Asla bilinemez denmese de, şu anda  yaşadığımız zamanda bilinemez.&#8221; diyerek bu düşüncenin bilimsel gelişmelere göre ileri ki zamanlarda değişebileceğini söylemiştir.<br />
Şahsen bende bir bilinmezci olarak  dış dünya vardır ya da yoktur diye iddia etmek olanağı yoktur, diyemem.. İddia etmek olanağı her zaman vardır, ama bilimsel olarak açıklanamayan bir şeyin yok olduğu iddia etmek, var olduğunu iddia etmek kadar gereksizdir diyebilirim.</p>
<p>Aslında her cümleye ayrı ayrı eleştirim var ve cevap vermek isterim ve müsait bir zamanda tüm yazılanlara bir agnostik olarak eleştiri getirmeye çalışıp burdan paylaşmayı düşünüyorum.. Yorgun olduğumdan şuan tam konsantre olmam mümkün olmadı (:</p>
<p>Aydınlık ve sevgiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Geleceği Tasarlamak &#8211; Jacque Fresco yazısına Bisiklet Oyunlari tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/04/29/gelecegi-tasarlamak/comment-page-1/#comment-143</link>
		<dc:creator>Bisiklet Oyunlari</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 09:44:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=302#comment-143</guid>
		<description>Cok Tesekkurler bu bisiklet oyunuyla alakali haber icin yine harika tarzda yazi paylasmissiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Cok Tesekkurler bu bisiklet oyunuyla alakali haber icin yine harika tarzda yazi paylasmissiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muhammed, İslam ve Dönemin Tarihi yazısına frat kara tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2010/02/06/muhammed-islam-ve-donemin-tarihi/comment-page-1/#comment-142</link>
		<dc:creator>frat kara</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 13:18:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1403#comment-142</guid>
		<description>çok cahilce ve komik:)..islamı islamın dilinden okuyun biraz.her neyse islamofobik takıntılarınızla uğraşılmaz..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>çok cahilce ve komik:)..islamı islamın dilinden okuyun biraz.her neyse islamofobik takıntılarınızla uğraşılmaz..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Sicim Kuramı yazısına murat ukray tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/04/sicim-kurami/comment-page-1/#comment-141</link>
		<dc:creator>murat ukray</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 05:52:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1158#comment-141</guid>
		<description>selamlar sayın sadık değer. Uzun bir süredir kütleçekimiyle elektromanyetizmayı birleştiren ve neticete tüm fizik kuvvetlerini tek bir çatı altında tıopalayan 5-Boyutlu bir GUT üzerinde çalışmaktayım. Teorimin altyapısını bitirdim. Çok ilginç sonuçlar çıktı. Örneğin, bu teori doğada varlığından kuşku duyulan Manyetik Monopollerin varlığını öngörüyor ve birleştirme mekanizmasını bir karadelik tekilliğinde dönmekte olan planck ölçeğindeki bu manyetik monopol mekanizması üzerinden 5. boyutta harika bir şekilde gerçekleştiriyor. Bulduğum denklemlerin sonuçlarına  göre, Kütleçekimi asslında kapanan boyuttaki elektromanyetizmadan başka bir kuvvet değil ve aynı zamanda kütleçekim alanı bu tekillik noktasında elektrik alanla manyetik alanın vektörel toplamına, yani G=E+B şeklinde eşit oluyor. Ayrıca buna göre, Maxwell denklemleri aslında 4 tane değil ben iki denklem daha ekledim ve bu 6 maxwell denklemi kütleçekimini de içerecek şekilde doğadaki tüm huvvetlerin birleşimini matematiksel olarak basit bir şekilde öngörüyor. Yani aslında, bizim ayrı ayrtıymış gibi, zannettiğimiz temel kuvvetler evrenin ilk anında bu denklem takımına göre tek bir alan kaynağını 6 değişik görüntüsü ve parçası olarak aksediyor. Ben, bu teorimi kitaplaştırdım ve 800 sayfalık bir çalışma oluşturdum. İlgilenen arkadaşla aşağıdaki linkten indirebilir ve faydalanabilir. Ayrıca bana teorimi akademik ortamda kanıtlamam için yardımcı olabilecek bir arkadaş oloursa ve bu konuda görüşebilirsek çok memnun olurum ve aynı zamnda fikir alış-verişinde buluınabiliriz:
BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ:
&lt;a href=&quot;http://rapidshare.com/files/394892935/Bae_RLE__ae_K_ALAN_TEORae_Sae_.pdf&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://rapidshare.com/files/394892935/Bae_RLE__ae_K_ALAN_TEORae_Sae_.pdf&lt;/a&gt;
 
 </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>selamlar sayın sadık değer. Uzun bir süredir kütleçekimiyle elektromanyetizmayı birleştiren ve neticete tüm fizik kuvvetlerini tek bir çatı altında tıopalayan 5-Boyutlu bir GUT üzerinde çalışmaktayım. Teorimin altyapısını bitirdim. Çok ilginç sonuçlar çıktı. Örneğin, bu teori doğada varlığından kuşku duyulan Manyetik Monopollerin varlığını öngörüyor ve birleştirme mekanizmasını bir karadelik tekilliğinde dönmekte olan planck ölçeğindeki bu manyetik monopol mekanizması üzerinden 5. boyutta harika bir şekilde gerçekleştiriyor. Bulduğum denklemlerin sonuçlarına  göre, Kütleçekimi asslında kapanan boyuttaki elektromanyetizmadan başka bir kuvvet değil ve aynı zamanda kütleçekim alanı bu tekillik noktasında elektrik alanla manyetik alanın vektörel toplamına, yani G=E+B şeklinde eşit oluyor. Ayrıca buna göre, Maxwell denklemleri aslında 4 tane değil ben iki denklem daha ekledim ve bu 6 maxwell denklemi kütleçekimini de içerecek şekilde doğadaki tüm huvvetlerin birleşimini matematiksel olarak basit bir şekilde öngörüyor. Yani aslında, bizim ayrı ayrtıymış gibi, zannettiğimiz temel kuvvetler evrenin ilk anında bu denklem takımına göre tek bir alan kaynağını 6 değişik görüntüsü ve parçası olarak aksediyor. Ben, bu teorimi kitaplaştırdım ve 800 sayfalık bir çalışma oluşturdum. İlgilenen arkadaşla aşağıdaki linkten indirebilir ve faydalanabilir. Ayrıca bana teorimi akademik ortamda kanıtlamam için yardımcı olabilecek bir arkadaş oloursa ve bu konuda görüşebilirsek çok memnun olurum ve aynı zamnda fikir alış-verişinde buluınabiliriz:<br />
BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ:<br />
<a href="http://rapidshare.com/files/394892935/Bae_RLE__ae_K_ALAN_TEORae_Sae_.pdf" rel="nofollow">http://rapidshare.com/files/394892935/Bae_RLE__ae_K_ALAN_TEORae_Sae_.pdf</a><br />
<br />
 </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Egzotik Janrın Büyülü Sesi: Yma Sumac yazısına Team Building Consultation tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/11/08/egzotik-janrin-buyulu-sesi-yma-sumac/comment-page-1/#comment-140</link>
		<dc:creator>Team Building Consultation</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 16:29:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1058#comment-140</guid>
		<description>Thanks for putting up this really helpful info; I happened to get to your web log just searching around the net. Please keep up the good work!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Thanks for putting up this really helpful info; I happened to get to your web log just searching around the net. Please keep up the good work!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Küller ve Kar: Deélphine ile Hippolyte yazısına Ziar Neamt tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/08/22/kuller-ve-kar-filler-ve-mektuplar/comment-page-1/#comment-139</link>
		<dc:creator>Ziar Neamt</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 22:24:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=493#comment-139</guid>
		<description>Loved to read your blog page. I would like to recommend you that traffic present a lot of people browse blogs on Mondays. So it would be wise to encourage bloggers to create new write ups above the weekend primarily.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Loved to read your blog page. I would like to recommend you that traffic present a lot of people browse blogs on Mondays. So it would be wise to encourage bloggers to create new write ups above the weekend primarily.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bohr-Einstein Tartışması yazısına ali osman tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/04/bohr-einstein-tartismasi/comment-page-1/#comment-138</link>
		<dc:creator>ali osman</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 00:32:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1169#comment-138</guid>
		<description>belirsizlik ilkesi neden çürütülemedi.elektronlara etki eden tüm kuvvetler bilinirse bu mümkün değilm i</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>belirsizlik ilkesi neden çürütülemedi.elektronlara etki eden tüm kuvvetler bilinirse bu mümkün değilm i</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uygarlığa Karşı Primitivist Önermeler yazısına dogrucu tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/17/uygarliga-karsi-primitivist-onermeler/comment-page-1/#comment-137</link>
		<dc:creator>dogrucu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 08:14:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1298#comment-137</guid>
		<description>Kaynak: http://yabanil.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kaynak: <a href="http://yabanil.net" rel="nofollow">http://yabanil.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Howard Phillips Lovecraft yazısına Lashonda Malen tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2008/09/01/howard-phillips-lovecraft/comment-page-1/#comment-136</link>
		<dc:creator>Lashonda Malen</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 14:09:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=54#comment-136</guid>
		<description>Gümüş takı hakkında googleda bilgi toplarken websitenize girdim. Çok güzel paylaşımlarda bulunuyorsunuz. İlgiyle takip edeceğim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gümüş takı hakkında googleda bilgi toplarken websitenize girdim. Çok güzel paylaşımlarda bulunuyorsunuz. İlgiyle takip edeceğim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Zen Zihni ve Sufi Yürek yazısına İhsan Buğra Alp tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/04/13/zen-zihni-ve-sufi-yurek/comment-page-1/#comment-132</link>
		<dc:creator>İhsan Buğra Alp</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 01:46:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=275#comment-132</guid>
		<description>Merhabalar.
Emeğinize sağlık.
Zen yolu tasavvuf yolu kitabı Osho ya ait olup Okyanus yayınlarından Sertaç Kartal çevirisi ile çıkmıştır. İlhan Güngören ismi yanlış zikredilmiş.
Saygılarımla.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar.<br />
Emeğinize sağlık.<br />
Zen yolu tasavvuf yolu kitabı Osho ya ait olup Okyanus yayınlarından Sertaç Kartal çevirisi ile çıkmıştır. İlhan Güngören ismi yanlış zikredilmiş.<br />
Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Cadı Kültü ve Ortaçağda Cadı Avı yazısına Ali İhsan Deştioğlu tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2010/01/31/cadi-kultu-ve-ortacagda-cadi-avi/comment-page-1/#comment-130</link>
		<dc:creator>Ali İhsan Deştioğlu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 06:33:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1398#comment-130</guid>
		<description>Friedrich Von Spee, Alman kenti Würzburg&#039;da cadılıkla suçlanan kişilerin itiraflarını işitme şansızlığını yaşamış bir Cizvit papazıydı. Von Spee 1631&#039;de Kilise/Devlet&#039;in masumlara karşı yürüttüğü bu terörist eylemin özünü ortaya koyan Cautico Criminalis (Yargıçlar ıçin Önlemler) isimli bir kitap yayımladı. Cezalandırılmadan önce, hastalara hizmet veren bir mahalle papazı olarak vebadan öldü. İşte onun kitabından bir bölüm:
 
1. Biz Almanlar ve özellikle (söylemekten utanç duysam da) Katolikler arasında popüler hurafeler, kıskançlık, iftira, arkadan çekiştirme, idam gibi cezalandırılıp reddedilmeyen, üstelik cadılık ihbarı yerine geçen davranışlar inanılmaz derecede yaygın. Artık herşeyden Tanrı ya da doğa değil, cadılar sorumlu tutulur oldu.
2. Böylelikle herkes bir yaygara koparıp hakimlerin, dedikodunun böylesi kalabalık bir sayıya ulaştırdığı cadıları sorgulamasını ister.
3. Sonra prensler yargıçlara emir salar ve aracılar cadılar aleyhinde zabıt tutar.
4. Ellerinde hiç emare ya da kanıt olmayan yargıçlar, nereden başlayacaklarını bir türlü bilemezler.
5. Bu arada, insanlar bu gecikmeye kuşkuyla bakmaya başlar ve prensler şu ya da bu gammazcı tarafından bu durumdan haberdar edilir.
6. Almanya&#039;da bu prenslerin hatırını kırmak ciddi bir suçtur; din adamları bile, bu prensler (iyi niyetle de olsa) kim tarafından kışkırtılmış olursa olsun, onları memnun edecek herşeyi onaylarlar.
7. Sonunda, yargıçlar onların isteklerine boyun eğer ve bir yolunu bulup davaya başlarlar.
8. Bu ince işe karışmaktan korktukları için davayı hala geciktiren diğer yargıçlara özel bir sorgucu gönderilir. Bu soruşturma alanında, sorgucunun işe kattığı her türlü deneyimsiz ve kibirli tavır adalet uğruna sayılır. Sorgucunun adalet sevdası, hele de yoksul ve çok çocuklu, açgözlü biriyse, kâr umuduyla iyice bilenir. Zira bu kişilere ufak tefek ücretler ve yakaladıklarından zorla alma hakkına sahip oldukları ödenek dışında, yakılan cadı başına dolgun bir ödül de verilir.
9. Deli bir adamın abuk subuk sözleri ya da haince ve boş bir söylenti (ki zaten kanıt aranmaz) zavallı yaşlı bir kadını hedef alıyorsa, kadının başı dertte demektir.
10. Yine de kadının başka kanıt olmaksızın sırf söylentiye bakılarak mahkemeye çıkarılacağı görüntüsünden kurtulmak için, şu ikilem öne sürülerek belli bir suçluluk savı oluşturulur: Kadın ya kötü ve uygunsuz ya da iyi ve uygun bir yaşam sürmüştür. Eğer kötüyse, suçlu sayılmalıdır. Öte yandan iyi bir yaşamı olduysa, bu da aynı ölçüde kötüdür; çünkü cadılar gerçek yüzlerini gizleyip, özellikle erdemli görünmeye çalışır.
11. Dolayısıyla yaşlı kadın hapsedilir. İkinci bir ikileme başvurarak yeni bir kanıt bulunur: Mahkum korkuyordur ya da korkmuyordur. Kendisine yapılacak korkunç işkenceleri duyduğunda korkarsa, bu kesin kanıt sayılır; çünkü bilinci onu suçlamaktadır. Masumiyetine güvenerek korkmazsa, bu da kanıt sayılır; çünkü cadılar hep masummuş gibi davranıp cesurca bir tavır takınır.
12. Tek kanıt bunlar olmasın diye sorgucu, genellikle ahlaksız ve rezil kişiler olan casuslarını, kadının tüm geçmiş yaşamını didiklemekle görevlendirir. Bu iş tabii ki kadının sözde yaptığı ya da söylediği ve böylesi kötü adamların kolayca cadılık kanıtı olarak çarptırabilecekleri şeyler uydurmadan olmaz. 
13. Artık kadının kötülüğüne inanmış herkesin eline, ona karşı istedikleri suçlamayı getirmek için bol bol fırsat geçmiş olur; herkes kadının aleyhindeki kanıtın güçlü olduğunu söyler.
14. Ve kadın derhal işkence masasına yatırılır; tabii eğer, çoğunlukla olduğu gibi, tutuklandığı ilk gün işkence görmeye başlamadıysa. 
15. Bu davalarda kimseye avukat tutma ya da adil savunma hakkı tanınmaz; çünkü cadılık, tüm hukuk sürecinin bir kenara konulabileceği kadar büyük bir suç sayılır ve her kim tutukluyu savunmaya kalkarsa, kendisi cadı olduğu yolunda kuşku uyandırır. Davalarda iddia makamına karşı tek bir söz söylemeye ve yargıçları dikkatli olmaya çağırmaya cesaret edenlere de derhal &#039;cadı destekçisi&#039; yaftası yapıştırılır. Bu nedenle herkes korkudan dilini tutar.
16. Böylelikle kadının kendini savunma şansı var gibi gösterilerek mahkemeye getirilir, suçunu gösteren kanıtlar sunulur ve incelenir - buna incelemek denirse tabii.
17. Bu suçları reddetse ve her suçlamaya doyurucu yanıtlar verse de hiç dikkate alınmaz ve yanıtları kayıtlara ile geçmez. Verdiği yanıtlar ne denli kusursuz olsa da, iddianame gücünü ve geçerliliğini korur. Sanık, inatçılıkta ısrar edip etmeyeceğini bir kez daha düşünmesi için tekrar hapse gönderilir. Suçunu inkar ettiğine göre inatçılık ediyor demektir.
18. Ertesi gün tekrar mahkemeye getirilerek, sanki suçlamaları yalanlamamışçasına yeniden işkenceye mahkum edilir.
19. Ancak işkenceden önce kadının tılsımları aranır: Tüm vücudu traş edilerek, kadınlık organının saklı olduğu o özel yerler bile utanmaksızın enikonu incelenir.
20. Bunun nesi o kadar şaşırtıcı? Rahiplere de aynı şekilde davranılır.
21. Kadın traş edilip arandıktan sonra, gerçeği itiraf etmesi, yani bundan başka doğru olmayacağından ve olamayacağından, istedikleri açıklamayı yapması için işkence görür.
22. Birinci derece, yani en hafif işkence ile işe başlanır. Aslında çok ağır bir işkence olmasına karşın, ardından gelenlerin yanında hafif kalır. Bu nedenle, itiraf ederse, kadının işkence görmeden itiraf ettiğini söylerler!
23. Hangi prens, kendiliğinden, işkence görmeksizin itirafta bulunmuş birinin suçluluğundan kuşku duyabilir?
24. Böylece sanık hiçbir vicdan yükü duymadan ölüme mahkum edilir. Ancak, itiraf etmese de idam edilecektir; çünkü bir kez işkence başladı mı, işin ucunda zaten ölüm vardır: Ondan kaçamaz, ölmeye mecburdur.
25. İtiraf etsin ya da etmesin, sonuç aynıdır. İtiraf ederse, suçu açıktır: İdam edilir. Sözünü geri alsa da boşunadır. İtiraf etmezse, işkence yinelenir -iki, üç, dört kez. İstisnai suçlarda, işkencede süre, şiddet ya da sıklık sınırı yoktur. 
26. İşkence sırasında yaşlı kadın acıyla yüzünü buruşturursa, güldüğünü söylerler, bilincini kaybederse, uyuyor ya da kendine sessiz kalma büyüsü yapıyor demektir. Ve konuşmazsa, yakın zamanlarda birkaç kez işkence görmüş olmasına karşın, soruşturmacıların istediğini söylemeyen bazıları gibi, diri diri yanmayı hak eder.
27. Günah çıkaran papazlar ve rahipler bile kadının inatçı, tövbe etmez bir tutum içinde olduğuna; doğru yola dönmeye ya da erkek ifritinden ayrılmaya razı olmayıp ona bağlı kaldığına inanırlar.
28. Kadın öylesi çok işkence altında ölecek olursa, şeytan tarafından boynunun kırıldığını söylerler.
29. Bu nedenle cesedi darağacının altına gömülür.
30. Öte yandan, işkence altında ölmez ve aşırı titiz bir yargıç taze kanıt olmaksızın ona daha fazla işkence etmeye ya da itirafını yapmadan yakmaya çekinirse, kadın daha sıkı zincirlenerek hapse konulur ve bir yıl bile sürse, boyun eğene kadar çürümeye terkedilir.
31. Kadın kendini asla aklayamaz. Soruşturma kurulu bir kadını beraat ettirecek olursa kendini aşağılanmış hisseder; bir kez tutuklanıp zincire vuruldu mu, adilce olsun olmasın, mutlaka suçlu bulunmalıdır.
32. Bu arada, cahil ve dik kafalı rahipler zavallı yaratığı öylesine hırpalarlar ki gerçek olsun olmasın, kadın suçlu olduğunu söyler. Kendisine, eğer denileni yapmazsa kurtulamayacağı, şarap ekmek ayininden payını alamayacağı söylenir.
33. Daha anlayışlı ya da eğitimli rahiplerin kadını görmesine, ona öğüt verir ya da prenslere olup biteni bildirir korkusuyla izin verilmez. Sanığın masumiyetini kanıtlayacak bir şeyin gün yüzüne çıkmasından korkulduğu kadar hiçbir şeyden korkulmaz. Bu yönde çabalayan kişiler baş belası damgası yer.
34. Kadın hapiste tutulup işkence görürken yargıçlar, onu yüzüne karşı suçlamak için yeni suç kanıtları uydurmaya yarayacak kurnazca araçlara başvururlar; böylece, davayı gözden geçiren üniversite fakülte üyeleri de sanığın canlı canlı yakılmasını onaylayabilir.
35. Aşırı titiz görünmek isteyen kimi yargıçlar, kadına şeytan çıkarma ayini uygulanıp başka bir yere nakledilmesi ve konuşması için yeniden işkence görmesi isteminde bulunur. Konuşmamakta hala ısrar ediyorsa, sonunda artık yakılmayı hak eder. Şimdi Tanrı adına soruyorum, itiraf eden de etmeyen de aynı sonla karşılaştığına göre, ne denli masum olursa olsun bir tutuklu nasıl kurtulabilir? Ah, mutsuz kadın, neden aptalca umut besledin? Neden hapse ilk girdiğinde istediklerini söylemedin? Aptal ve çılgın kadın, neden bir kere ölebilecekken binlerce kez ölmeyi istedin? Öğüdümü tut ve tüm o acıları çekmeden suçlu olduğunu söyleyip öl. Kaçamazsın, çünkü o zaman Almanya küçük düşmüş olur.
36. Acı içindeki cadı itiraf ettiğinde, hali tarifsizdir. Kendisi kaçamayacağı gibi, isimleri sorgucular ve cellatlar tarafından söyletilmiş ya da kendisinin kuşkulu olduklarını duymuş olduğu tanımadığı kişileri de suçlamaya mecbur edilir. Yeni suçlular diğerlerini, onlar da başkalarını suçlamaya zorlanır ve böylece sonsuz bir zincir oluşturulur. Bunun sonu var mıdır?
37. Yargıçlar ya bu davalardan vazgeçmeli, (ve geçerliliklerini sorgulamalı) ya da kendi komuşularını, kendilerini ve kalan herkesi yakmalılar; çünkü er ya da geç herkese sıra gelecek ve işkence altında her birinin suçluluğu kanıtlanabilecektir.
38. Sonunda alevleri beslemek için sesini en çok yükseltenler kendilerini kazığa bağlı bulacaklar; çünkü kendi sıralarının da geleceğini göremeyecek kadar aptalca davrandılar. Tanrı, zehirli dilleriyle böylesine çok cadı yaratıp böylesine çok masum insanı kazığa gönderenlere hak ettiği cezayı verir...
 
Von Spee kendini büyük riske atarak cadı çılgınlığına meydan okudu. Genellikle Katolik ve Protestan din adamları olan, bu suçlara tanıklık etmiş az sayıdaki diğer kişiler de bu çılgınlığı protesto ettiler.
Birçok insan gözünün önünde gerçek bir ruh gördüğüne tümüyle inandı, oysa ki gördüğü kendi beyninde oynaşan içsel bir imgeydi.
 
Muhaliflerin cadılığa karşı durmada gösterdiği cesaret, çılgınlığın ayrıcalıklı sınıflara kadar uzanması, gelişmekte olan kapitalizm kurumuna yönelik tehlikesi ve özellikle Avrupa Aydınlanma Çağı&#039;nın görüşlerinin yayılmasıyla cadı yakma geleneği sonunda yok oldu. Aydınlanma&#039;nın beşiği Hollanda&#039;da son cadı 1610&#039;da; İngiltere&#039;de 1684&#039;te; Amerika&#039;da 1692&#039;de; Fransa&#039;da 1745&#039;te; Almanya&#039;da 1775&#039;te; ve Polonya&#039;da 1793&#039;te yakıldı. İtalya&#039;da Engizisyon, insanları ölüme mahkum etmeyi on sekizinci yüzyılın sonuna ve Katolik Kilisesi adına işkenceyi 1816&#039;ya kadar sürdürdü. Cadının gerçekliği ve cezanın gerekliliği yönünde destek veren son kale Hıristiyan kiliseleri oldu.
Cadı çılgınlığı utanç verici bir dönemdi. Böyle birşeyi nasıl yapabildik? Kendimiz ve zayıflıklarımız konusunda nasıl böylesine cahil olabildik? Bu suç nasıl olupta o sıralarda dünyanın en &#039;ileri&#039; ve en &#039;uygar&#039; uluslarında işlenebildi? Muhafazakarlar, monarşistler ve kökten dincilerce neden azimle desteklendi? Neden liberaller, Protestanlar ve Aydınlanma yanlıları bu suça karşı durdu? Kendi inançlarımızın doğru, diğerlerininkinin yanlış; geleneksel öğretilere başkaldırıp araştırıcı sorular sormanın günah; asıl işimizin inanmak ve boyun eğmek olduğundan kesinlikle eminsek ve evrenin Kralı&#039;nın farklı inançlara bağlı olanlarla değil, bizimle konuştuğu; bizim iyi, diğerlerinin kötü güçlerce güdüldüğü konusunda kuşkumuz yoksa, o halde cadı çılgınlığı dünyada son bir insan kalana kadar çeşitli şekillerde kendini gösterecek demektir. Friedrich Von Spee&#039;nin kitabındaki ilk maddeye dikkat edersek, halkın batıl inanışlar ve kuşkuculuk konusunda gelişkin bir anlayışa sahip olmasının, onca insan boş yere ölmeden soruna çözüm bulunmasını sağlayabileceğini görürdük. Bunun son dönemde nasıl işe yaradığını anlamazsak, bir dahaki sefere başgösterdiğinde de farkına varamayız. 
 
Not: &#039;Carl Sagan - Karanlık Bir Dünya&#039;da Bilim&#039;in Mum Işığı&#039; adlı kitaptan alıntıdır. İnternette bulamadım, oturup kendim yazdım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Friedrich Von Spee, Alman kenti Würzburg&#8217;da cadılıkla suçlanan kişilerin itiraflarını işitme şansızlığını yaşamış bir Cizvit papazıydı. Von Spee 1631&#8242;de Kilise/Devlet&#8217;in masumlara karşı yürüttüğü bu terörist eylemin özünü ortaya koyan Cautico Criminalis (Yargıçlar ıçin Önlemler) isimli bir kitap yayımladı. Cezalandırılmadan önce, hastalara hizmet veren bir mahalle papazı olarak vebadan öldü. İşte onun kitabından bir bölüm:<br />
<br />
1. Biz Almanlar ve özellikle (söylemekten utanç duysam da) Katolikler arasında popüler hurafeler, kıskançlık, iftira, arkadan çekiştirme, idam gibi cezalandırılıp reddedilmeyen, üstelik cadılık ihbarı yerine geçen davranışlar inanılmaz derecede yaygın. Artık herşeyden Tanrı ya da doğa değil, cadılar sorumlu tutulur oldu.<br />
2. Böylelikle herkes bir yaygara koparıp hakimlerin, dedikodunun böylesi kalabalık bir sayıya ulaştırdığı cadıları sorgulamasını ister.<br />
3. Sonra prensler yargıçlara emir salar ve aracılar cadılar aleyhinde zabıt tutar.<br />
4. Ellerinde hiç emare ya da kanıt olmayan yargıçlar, nereden başlayacaklarını bir türlü bilemezler.<br />
5. Bu arada, insanlar bu gecikmeye kuşkuyla bakmaya başlar ve prensler şu ya da bu gammazcı tarafından bu durumdan haberdar edilir.<br />
6. Almanya&#8217;da bu prenslerin hatırını kırmak ciddi bir suçtur; din adamları bile, bu prensler (iyi niyetle de olsa) kim tarafından kışkırtılmış olursa olsun, onları memnun edecek herşeyi onaylarlar.<br />
7. Sonunda, yargıçlar onların isteklerine boyun eğer ve bir yolunu bulup davaya başlarlar.<br />
8. Bu ince işe karışmaktan korktukları için davayı hala geciktiren diğer yargıçlara özel bir sorgucu gönderilir. Bu soruşturma alanında, sorgucunun işe kattığı her türlü deneyimsiz ve kibirli tavır adalet uğruna sayılır. Sorgucunun adalet sevdası, hele de yoksul ve çok çocuklu, açgözlü biriyse, kâr umuduyla iyice bilenir. Zira bu kişilere ufak tefek ücretler ve yakaladıklarından zorla alma hakkına sahip oldukları ödenek dışında, yakılan cadı başına dolgun bir ödül de verilir.<br />
9. Deli bir adamın abuk subuk sözleri ya da haince ve boş bir söylenti (ki zaten kanıt aranmaz) zavallı yaşlı bir kadını hedef alıyorsa, kadının başı dertte demektir.<br />
10. Yine de kadının başka kanıt olmaksızın sırf söylentiye bakılarak mahkemeye çıkarılacağı görüntüsünden kurtulmak için, şu ikilem öne sürülerek belli bir suçluluk savı oluşturulur: Kadın ya kötü ve uygunsuz ya da iyi ve uygun bir yaşam sürmüştür. Eğer kötüyse, suçlu sayılmalıdır. Öte yandan iyi bir yaşamı olduysa, bu da aynı ölçüde kötüdür; çünkü cadılar gerçek yüzlerini gizleyip, özellikle erdemli görünmeye çalışır.<br />
11. Dolayısıyla yaşlı kadın hapsedilir. İkinci bir ikileme başvurarak yeni bir kanıt bulunur: Mahkum korkuyordur ya da korkmuyordur. Kendisine yapılacak korkunç işkenceleri duyduğunda korkarsa, bu kesin kanıt sayılır; çünkü bilinci onu suçlamaktadır. Masumiyetine güvenerek korkmazsa, bu da kanıt sayılır; çünkü cadılar hep masummuş gibi davranıp cesurca bir tavır takınır.<br />
12. Tek kanıt bunlar olmasın diye sorgucu, genellikle ahlaksız ve rezil kişiler olan casuslarını, kadının tüm geçmiş yaşamını didiklemekle görevlendirir. Bu iş tabii ki kadının sözde yaptığı ya da söylediği ve böylesi kötü adamların kolayca cadılık kanıtı olarak çarptırabilecekleri şeyler uydurmadan olmaz.<br />
13. Artık kadının kötülüğüne inanmış herkesin eline, ona karşı istedikleri suçlamayı getirmek için bol bol fırsat geçmiş olur; herkes kadının aleyhindeki kanıtın güçlü olduğunu söyler.<br />
14. Ve kadın derhal işkence masasına yatırılır; tabii eğer, çoğunlukla olduğu gibi, tutuklandığı ilk gün işkence görmeye başlamadıysa.<br />
15. Bu davalarda kimseye avukat tutma ya da adil savunma hakkı tanınmaz; çünkü cadılık, tüm hukuk sürecinin bir kenara konulabileceği kadar büyük bir suç sayılır ve her kim tutukluyu savunmaya kalkarsa, kendisi cadı olduğu yolunda kuşku uyandırır. Davalarda iddia makamına karşı tek bir söz söylemeye ve yargıçları dikkatli olmaya çağırmaya cesaret edenlere de derhal &#8216;cadı destekçisi&#8217; yaftası yapıştırılır. Bu nedenle herkes korkudan dilini tutar.<br />
16. Böylelikle kadının kendini savunma şansı var gibi gösterilerek mahkemeye getirilir, suçunu gösteren kanıtlar sunulur ve incelenir &#8211; buna incelemek denirse tabii.<br />
17. Bu suçları reddetse ve her suçlamaya doyurucu yanıtlar verse de hiç dikkate alınmaz ve yanıtları kayıtlara ile geçmez. Verdiği yanıtlar ne denli kusursuz olsa da, iddianame gücünü ve geçerliliğini korur. Sanık, inatçılıkta ısrar edip etmeyeceğini bir kez daha düşünmesi için tekrar hapse gönderilir. Suçunu inkar ettiğine göre inatçılık ediyor demektir.<br />
18. Ertesi gün tekrar mahkemeye getirilerek, sanki suçlamaları yalanlamamışçasına yeniden işkenceye mahkum edilir.<br />
19. Ancak işkenceden önce kadının tılsımları aranır: Tüm vücudu traş edilerek, kadınlık organının saklı olduğu o özel yerler bile utanmaksızın enikonu incelenir.<br />
20. Bunun nesi o kadar şaşırtıcı? Rahiplere de aynı şekilde davranılır.<br />
21. Kadın traş edilip arandıktan sonra, gerçeği itiraf etmesi, yani bundan başka doğru olmayacağından ve olamayacağından, istedikleri açıklamayı yapması için işkence görür.<br />
22. Birinci derece, yani en hafif işkence ile işe başlanır. Aslında çok ağır bir işkence olmasına karşın, ardından gelenlerin yanında hafif kalır. Bu nedenle, itiraf ederse, kadının işkence görmeden itiraf ettiğini söylerler!<br />
23. Hangi prens, kendiliğinden, işkence görmeksizin itirafta bulunmuş birinin suçluluğundan kuşku duyabilir?<br />
24. Böylece sanık hiçbir vicdan yükü duymadan ölüme mahkum edilir. Ancak, itiraf etmese de idam edilecektir; çünkü bir kez işkence başladı mı, işin ucunda zaten ölüm vardır: Ondan kaçamaz, ölmeye mecburdur.<br />
25. İtiraf etsin ya da etmesin, sonuç aynıdır. İtiraf ederse, suçu açıktır: İdam edilir. Sözünü geri alsa da boşunadır. İtiraf etmezse, işkence yinelenir -iki, üç, dört kez. İstisnai suçlarda, işkencede süre, şiddet ya da sıklık sınırı yoktur.<br />
26. İşkence sırasında yaşlı kadın acıyla yüzünü buruşturursa, güldüğünü söylerler, bilincini kaybederse, uyuyor ya da kendine sessiz kalma büyüsü yapıyor demektir. Ve konuşmazsa, yakın zamanlarda birkaç kez işkence görmüş olmasına karşın, soruşturmacıların istediğini söylemeyen bazıları gibi, diri diri yanmayı hak eder.<br />
27. Günah çıkaran papazlar ve rahipler bile kadının inatçı, tövbe etmez bir tutum içinde olduğuna; doğru yola dönmeye ya da erkek ifritinden ayrılmaya razı olmayıp ona bağlı kaldığına inanırlar.<br />
28. Kadın öylesi çok işkence altında ölecek olursa, şeytan tarafından boynunun kırıldığını söylerler.<br />
29. Bu nedenle cesedi darağacının altına gömülür.<br />
30. Öte yandan, işkence altında ölmez ve aşırı titiz bir yargıç taze kanıt olmaksızın ona daha fazla işkence etmeye ya da itirafını yapmadan yakmaya çekinirse, kadın daha sıkı zincirlenerek hapse konulur ve bir yıl bile sürse, boyun eğene kadar çürümeye terkedilir.<br />
31. Kadın kendini asla aklayamaz. Soruşturma kurulu bir kadını beraat ettirecek olursa kendini aşağılanmış hisseder; bir kez tutuklanıp zincire vuruldu mu, adilce olsun olmasın, mutlaka suçlu bulunmalıdır.<br />
32. Bu arada, cahil ve dik kafalı rahipler zavallı yaratığı öylesine hırpalarlar ki gerçek olsun olmasın, kadın suçlu olduğunu söyler. Kendisine, eğer denileni yapmazsa kurtulamayacağı, şarap ekmek ayininden payını alamayacağı söylenir.<br />
33. Daha anlayışlı ya da eğitimli rahiplerin kadını görmesine, ona öğüt verir ya da prenslere olup biteni bildirir korkusuyla izin verilmez. Sanığın masumiyetini kanıtlayacak bir şeyin gün yüzüne çıkmasından korkulduğu kadar hiçbir şeyden korkulmaz. Bu yönde çabalayan kişiler baş belası damgası yer.<br />
34. Kadın hapiste tutulup işkence görürken yargıçlar, onu yüzüne karşı suçlamak için yeni suç kanıtları uydurmaya yarayacak kurnazca araçlara başvururlar; böylece, davayı gözden geçiren üniversite fakülte üyeleri de sanığın canlı canlı yakılmasını onaylayabilir.<br />
35. Aşırı titiz görünmek isteyen kimi yargıçlar, kadına şeytan çıkarma ayini uygulanıp başka bir yere nakledilmesi ve konuşması için yeniden işkence görmesi isteminde bulunur. Konuşmamakta hala ısrar ediyorsa, sonunda artık yakılmayı hak eder. Şimdi Tanrı adına soruyorum, itiraf eden de etmeyen de aynı sonla karşılaştığına göre, ne denli masum olursa olsun bir tutuklu nasıl kurtulabilir? Ah, mutsuz kadın, neden aptalca umut besledin? Neden hapse ilk girdiğinde istediklerini söylemedin? Aptal ve çılgın kadın, neden bir kere ölebilecekken binlerce kez ölmeyi istedin? Öğüdümü tut ve tüm o acıları çekmeden suçlu olduğunu söyleyip öl. Kaçamazsın, çünkü o zaman Almanya küçük düşmüş olur.<br />
36. Acı içindeki cadı itiraf ettiğinde, hali tarifsizdir. Kendisi kaçamayacağı gibi, isimleri sorgucular ve cellatlar tarafından söyletilmiş ya da kendisinin kuşkulu olduklarını duymuş olduğu tanımadığı kişileri de suçlamaya mecbur edilir. Yeni suçlular diğerlerini, onlar da başkalarını suçlamaya zorlanır ve böylece sonsuz bir zincir oluşturulur. Bunun sonu var mıdır?<br />
37. Yargıçlar ya bu davalardan vazgeçmeli, (ve geçerliliklerini sorgulamalı) ya da kendi komuşularını, kendilerini ve kalan herkesi yakmalılar; çünkü er ya da geç herkese sıra gelecek ve işkence altında her birinin suçluluğu kanıtlanabilecektir.<br />
38. Sonunda alevleri beslemek için sesini en çok yükseltenler kendilerini kazığa bağlı bulacaklar; çünkü kendi sıralarının da geleceğini göremeyecek kadar aptalca davrandılar. Tanrı, zehirli dilleriyle böylesine çok cadı yaratıp böylesine çok masum insanı kazığa gönderenlere hak ettiği cezayı verir&#8230;<br />
<br />
Von Spee kendini büyük riske atarak cadı çılgınlığına meydan okudu. Genellikle Katolik ve Protestan din adamları olan, bu suçlara tanıklık etmiş az sayıdaki diğer kişiler de bu çılgınlığı protesto ettiler.<br />
Birçok insan gözünün önünde gerçek bir ruh gördüğüne tümüyle inandı, oysa ki gördüğü kendi beyninde oynaşan içsel bir imgeydi.<br />
<br />
Muhaliflerin cadılığa karşı durmada gösterdiği cesaret, çılgınlığın ayrıcalıklı sınıflara kadar uzanması, gelişmekte olan kapitalizm kurumuna yönelik tehlikesi ve özellikle Avrupa Aydınlanma Çağı&#8217;nın görüşlerinin yayılmasıyla cadı yakma geleneği sonunda yok oldu. Aydınlanma&#8217;nın beşiği Hollanda&#8217;da son cadı 1610&#8242;da; İngiltere&#8217;de 1684&#8242;te; Amerika&#8217;da 1692&#8242;de; Fransa&#8217;da 1745&#8242;te; Almanya&#8217;da 1775&#8242;te; ve Polonya&#8217;da 1793&#8242;te yakıldı. İtalya&#8217;da Engizisyon, insanları ölüme mahkum etmeyi on sekizinci yüzyılın sonuna ve Katolik Kilisesi adına işkenceyi 1816&#8242;ya kadar sürdürdü. Cadının gerçekliği ve cezanın gerekliliği yönünde destek veren son kale Hıristiyan kiliseleri oldu.<br />
Cadı çılgınlığı utanç verici bir dönemdi. Böyle birşeyi nasıl yapabildik? Kendimiz ve zayıflıklarımız konusunda nasıl böylesine cahil olabildik? Bu suç nasıl olupta o sıralarda dünyanın en &#8216;ileri&#8217; ve en &#8216;uygar&#8217; uluslarında işlenebildi? Muhafazakarlar, monarşistler ve kökten dincilerce neden azimle desteklendi? Neden liberaller, Protestanlar ve Aydınlanma yanlıları bu suça karşı durdu? Kendi inançlarımızın doğru, diğerlerininkinin yanlış; geleneksel öğretilere başkaldırıp araştırıcı sorular sormanın günah; asıl işimizin inanmak ve boyun eğmek olduğundan kesinlikle eminsek ve evrenin Kralı&#8217;nın farklı inançlara bağlı olanlarla değil, bizimle konuştuğu; bizim iyi, diğerlerinin kötü güçlerce güdüldüğü konusunda kuşkumuz yoksa, o halde cadı çılgınlığı dünyada son bir insan kalana kadar çeşitli şekillerde kendini gösterecek demektir. Friedrich Von Spee&#8217;nin kitabındaki ilk maddeye dikkat edersek, halkın batıl inanışlar ve kuşkuculuk konusunda gelişkin bir anlayışa sahip olmasının, onca insan boş yere ölmeden soruna çözüm bulunmasını sağlayabileceğini görürdük. Bunun son dönemde nasıl işe yaradığını anlamazsak, bir dahaki sefere başgösterdiğinde de farkına varamayız.<br />
<br />
Not: &#8216;Carl Sagan &#8211; Karanlık Bir Dünya&#8217;da Bilim&#8217;in Mum Işığı&#8217; adlı kitaptan alıntıdır. İnternette bulamadım, oturup kendim yazdım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anarşist Felsefe Üstüne &#8211; İyi ve Kötü yazısına Saibel tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/11/19/anarsist-felsefe-ustune-iyi-ve-kotu/comment-page-1/#comment-129</link>
		<dc:creator>Saibel</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 03:50:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1112#comment-129</guid>
		<description>Merhaba, Lütfen telif hakkı görüntüsü eklemek ©2010 - Saibel 
http://www.isabelcastano.com 
http://saibel.deviantart.com
:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba, Lütfen telif hakkı görüntüsü eklemek ©2010 &#8211; Saibel<br />
<a href="http://www.isabelcastano.com" rel="nofollow">http://www.isabelcastano.com</a><br />
<a href="http://saibel.deviantart.com" rel="nofollow">http://saibel.deviantart.com</a><br />
 <img src='http://www.uzelgi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Dünya&#8217;da Organik Yaşamın Başlangıcı yazısına onur tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/08/16/dunyada-organik-yasamin-baslangici/comment-page-1/#comment-128</link>
		<dc:creator>onur</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 17:23:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=461#comment-128</guid>
		<description>sayin ümit sayin konuya güzel değinmiş, sonuç olarak yaşamin temel bileşikleri olan aminoasitler ,  hidrokarbon ve amonyak kökünden basit enerjilerle üretilebilecek yapidadir. metan, amonyak (ya da çözünmüş amonyum) ve suya elektrik akımı, isi, uv işini ve diğer enerji kaynaklari etkidiğinde bu bileşikler laboratuvar ortaminda tekrar tekrar sentezlenebilmiştir.
ilk dünyada (hedeyan) bu durum sonsuz çoklukta tekrarlanmiş olmali, sonra bunlar sularda birikerek, zamanla polimerizasyona girmiş ve yaşamin gelişimine yol açan kompleks yapilara doğru ilerlemiştir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayin ümit sayin konuya güzel değinmiş, sonuç olarak yaşamin temel bileşikleri olan aminoasitler ,  hidrokarbon ve amonyak kökünden basit enerjilerle üretilebilecek yapidadir. metan, amonyak (ya da çözünmüş amonyum) ve suya elektrik akımı, isi, uv işini ve diğer enerji kaynaklari etkidiğinde bu bileşikler laboratuvar ortaminda tekrar tekrar sentezlenebilmiştir.<br />
ilk dünyada (hedeyan) bu durum sonsuz çoklukta tekrarlanmiş olmali, sonra bunlar sularda birikerek, zamanla polimerizasyona girmiş ve yaşamin gelişimine yol açan kompleks yapilara doğru ilerlemiştir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüce Pan Öldü! yazısına serhat morkoç tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2010/01/16/yuce-pan-oldu/comment-page-1/#comment-127</link>
		<dc:creator>serhat morkoç</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 21:45:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1370#comment-127</guid>
		<description>Harikulade bir yazı, insanın mitoloji okuyası geliyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Harikulade bir yazı, insanın mitoloji okuyası geliyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla!!! yazısına Kaan Adanalı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/11/01/uyan-kafayi-ye-sonra-da-aklini-basina-topla/comment-page-1/#comment-126</link>
		<dc:creator>Kaan Adanalı</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 17:58:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=946#comment-126</guid>
		<description>1930&#039;lardan 1987&#039;deki Antarktika üzerindeki dramatik ozon tabakası incelmesine kadar üretimi sürdürülmüş (muhtemelen gelişimini sürdüren ülkelerde hala az ya da çok da olsa üretilen) CFC (Kloroflorokarbon) bileşiklerinin de sürecek olan etkisini bu geri besleme sistemlerindeki karmaşık yerine koymak gerek.
CFC&#039;leri aerosol spreylerde, yangın söndürücülerde, evlerimizdeki buzdolaplarında arabalarımızdaki klimalarda kullandık, doğada kendiliğinden meydana gelmeyen bu bileşiklerin milyon tonlarcası salarak adeta atmosferde akıbeti bilinmeyen bir deneye kalkıştık. Özetle anlatmak gerekirse CFC&#039;ler tepkimeye girmedikleri (stratosferin altında tabi ki) ve toksik olmadıkları için yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Fakat tam da bu değişmez yapıları CFC&#039;lerin yıllarca bozulmadan oradan oraya sürüklenerek stratosferin ortalarına kadar çıkmalarına izin verir. Burada UV ışınlarıyla karşılaşan bir CFC molekülü tepkimeye girerek klorin atomunu serbest bırakır. Bu klorin atomu ozon molekülünden (O3) bir oksijen atomu alır ve ClO&#039;e dönüşür. Bu yeni ClO ise normalde O2 ile tekrar birleşip Ozon oluşturması gereken tek bir oksijen atomunu engelleyerek Cl+O2 oluşturur ve tekrar klorini açığa çıkartır. Bir katalizör olarak klorin bu işlemi 100,000 kere tekrar edebilir. Yani tek bir klorin atomu 100,000 den fazla ozon molekülünün bozulmasına sebebiyet verir. CFC-12&#039;nin atmosferik yaşam süresi 140 yıl olarak hesap edilmiş. Yani üretim durmuş olsa bile etkileri daha uzun yıllar devam edecek. Bu CFC yerine hidrokloroflorokarbon kullandılar fakat onun da atmosferde ciddi bir klorin birikmesine yol açtığı anlaşıldı. Buna rağmen ABD ve Çin gibi ülkeler uzun süre kullanımı sürdürmek için direndi ve ancak üretimi hızla kaldırmak için sonunda anlaşmış durumdalar. Gelişmekte olan ülkelere ise 2030!a kadar süre verilmiş.İncelen ozon tabakası...UV..kanser..ya da daha az plankton..Düşmezsek iyidir o tepeden.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1930&#8242;lardan 1987&#8242;deki Antarktika üzerindeki dramatik ozon tabakası incelmesine kadar üretimi sürdürülmüş (muhtemelen gelişimini sürdüren ülkelerde hala az ya da çok da olsa üretilen) CFC (Kloroflorokarbon) bileşiklerinin de sürecek olan etkisini bu geri besleme sistemlerindeki karmaşık yerine koymak gerek.<br />
CFC&#8217;leri aerosol spreylerde, yangın söndürücülerde, evlerimizdeki buzdolaplarında arabalarımızdaki klimalarda kullandık, doğada kendiliğinden meydana gelmeyen bu bileşiklerin milyon tonlarcası salarak adeta atmosferde akıbeti bilinmeyen bir deneye kalkıştık. Özetle anlatmak gerekirse CFC&#8217;ler tepkimeye girmedikleri (stratosferin altında tabi ki) ve toksik olmadıkları için yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Fakat tam da bu değişmez yapıları CFC&#8217;lerin yıllarca bozulmadan oradan oraya sürüklenerek stratosferin ortalarına kadar çıkmalarına izin verir. Burada UV ışınlarıyla karşılaşan bir CFC molekülü tepkimeye girerek klorin atomunu serbest bırakır. Bu klorin atomu ozon molekülünden (O3) bir oksijen atomu alır ve ClO&#8217;e dönüşür. Bu yeni ClO ise normalde O2 ile tekrar birleşip Ozon oluşturması gereken tek bir oksijen atomunu engelleyerek Cl+O2 oluşturur ve tekrar klorini açığa çıkartır. Bir katalizör olarak klorin bu işlemi 100,000 kere tekrar edebilir. Yani tek bir klorin atomu 100,000 den fazla ozon molekülünün bozulmasına sebebiyet verir. CFC-12&#8242;nin atmosferik yaşam süresi 140 yıl olarak hesap edilmiş. Yani üretim durmuş olsa bile etkileri daha uzun yıllar devam edecek. Bu CFC yerine hidrokloroflorokarbon kullandılar fakat onun da atmosferde ciddi bir klorin birikmesine yol açtığı anlaşıldı. Buna rağmen ABD ve Çin gibi ülkeler uzun süre kullanımı sürdürmek için direndi ve ancak üretimi hızla kaldırmak için sonunda anlaşmış durumdalar. Gelişmekte olan ülkelere ise 2030!a kadar süre verilmiş.İncelen ozon tabakası&#8230;UV..kanser..ya da daha az plankton..Düşmezsek iyidir o tepeden.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uygarlığın Primitivist Eleştirisi yazısına mem tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/15/uygarligin-primitivist-elestirisi/comment-page-1/#comment-125</link>
		<dc:creator>mem</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 21:21:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1246#comment-125</guid>
		<description>kültür, insan topluluklarının yaşam biçimleri ile ortaya çıkan ve  nesilden nesile biriken değerler (düşünceler, duygular, irfan, teknikler, bilgelikler vs) ise, uygarlık ta bu değerlerin kavimleri ve zamanları aşıp insan türüne malolması, birikimi ve nesilden nesile tekamül etmesidir. uygarlığı teknolojik bişey olarak ele almak  batının takılıp kaldığı rasyonel aklın (ölçülere bağlı akıl) sonucudur.  aklın rasyonel kısmına saplanıp kalmış olan batı, bu durumda teknolojik olmayan yerde uygarlık göremez ve ilkel olarak görür. dolayısıyla rasyonel &#039;&#039;uygarlığının&#039;&#039; yıkıcılığına muhalefet ederken de ilkelliğe (ilksel olana değil) dönmeyi tek çare olarak görebilir.  rasyonel akıl teknikler geliştirmeye elverişlidir ama o teknikleri, uygar-medeni yani irfanlı yani tüm canlı ve cansız doğa ile ilişkilerimizde şefkatli bir hakkaniyet geliştirecek ve gözetecek şekilde kullanmamızı sağlayacak bir akıl türü değildir. dolayısıyla tek başına yıkıma yol verir.  irfan, şefkat ve uygarlık üretecek olan akıl biçimleri ise reason (sebebe bağlı akıl) ve entelektus (ereğe bağlı akıl) biçimleridir. bizler yaradılış veya türeyiş (herkes gönlü nasıl hoş oluyorsa öyle düşünüp inanabilir veya iman edebilir) sonucu akıl ve zeka taşıyan varlıklarız. bu elimiz gözümüz kadar varlığımızın özelliğidir. dolayısıyla aklın bütünsel haline tekamül etmedikçe ister ilkel ister teknolojik olalım varoluşun bütününe zarar vereceğimiz açıktır.  irfana dayalı bir uygarlığın, rasyonel aklı ve onun üreteceği teknikleri de canlı cansız tüm varoluşa şefkatli bir yaklaşım için biçimlendireceği ve kullanacağı da açıktır. bir irfan uygarlığı yüksek bir teknolojiye sahip olabileceği gibi gündelik hayatta ilksel toplulukların görünümünde olabilir. teknolojiyi, yani nesneleri biçimlendirebilme bilgisi ve yetisini, hastalılık bir tüketim ve abuk bir fiziksel kolaylık için kullanmıycağı da açıktır. insanlık uygarlık yolunda henüz bebeklik çağında belki...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>kültür, insan topluluklarının yaşam biçimleri ile ortaya çıkan ve  nesilden nesile biriken değerler (düşünceler, duygular, irfan, teknikler, bilgelikler vs) ise, uygarlık ta bu değerlerin kavimleri ve zamanları aşıp insan türüne malolması, birikimi ve nesilden nesile tekamül etmesidir. uygarlığı teknolojik bişey olarak ele almak  batının takılıp kaldığı rasyonel aklın (ölçülere bağlı akıl) sonucudur.  aklın rasyonel kısmına saplanıp kalmış olan batı, bu durumda teknolojik olmayan yerde uygarlık göremez ve ilkel olarak görür. dolayısıyla rasyonel &#8221;uygarlığının&#8221; yıkıcılığına muhalefet ederken de ilkelliğe (ilksel olana değil) dönmeyi tek çare olarak görebilir.  rasyonel akıl teknikler geliştirmeye elverişlidir ama o teknikleri, uygar-medeni yani irfanlı yani tüm canlı ve cansız doğa ile ilişkilerimizde şefkatli bir hakkaniyet geliştirecek ve gözetecek şekilde kullanmamızı sağlayacak bir akıl türü değildir. dolayısıyla tek başına yıkıma yol verir.  irfan, şefkat ve uygarlık üretecek olan akıl biçimleri ise reason (sebebe bağlı akıl) ve entelektus (ereğe bağlı akıl) biçimleridir. bizler yaradılış veya türeyiş (herkes gönlü nasıl hoş oluyorsa öyle düşünüp inanabilir veya iman edebilir) sonucu akıl ve zeka taşıyan varlıklarız. bu elimiz gözümüz kadar varlığımızın özelliğidir. dolayısıyla aklın bütünsel haline tekamül etmedikçe ister ilkel ister teknolojik olalım varoluşun bütününe zarar vereceğimiz açıktır.  irfana dayalı bir uygarlığın, rasyonel aklı ve onun üreteceği teknikleri de canlı cansız tüm varoluşa şefkatli bir yaklaşım için biçimlendireceği ve kullanacağı da açıktır. bir irfan uygarlığı yüksek bir teknolojiye sahip olabileceği gibi gündelik hayatta ilksel toplulukların görünümünde olabilir. teknolojiyi, yani nesneleri biçimlendirebilme bilgisi ve yetisini, hastalılık bir tüketim ve abuk bir fiziksel kolaylık için kullanmıycağı da açıktır. insanlık uygarlık yolunda henüz bebeklik çağında belki&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla!!! yazısına Cok Utangacli Usengec tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/11/01/uyan-kafayi-ye-sonra-da-aklini-basina-topla/comment-page-1/#comment-124</link>
		<dc:creator>Cok Utangacli Usengec</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 19:45:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=946#comment-124</guid>
		<description>kitlesel bi uyanış ve bilinçlenme gerekli acilen. bu tür bilinçlendirici medyayı yaymalıyız. bencilce ve düşüncesizce tüketip duran insanların (özellikle de amerikalıların) artık bi şeyleri değiştirmesi gerekecek. o değil de sonunda bu hükümetler ve şirketlerin ulaşmak istedikleri nokta nedir bunu merak ediyorum. sadece kendilerine kalmış, tamamen verimsiz, işe yaramaz, cansız bi dünya mı arzuları?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>kitlesel bi uyanış ve bilinçlenme gerekli acilen. bu tür bilinçlendirici medyayı yaymalıyız. bencilce ve düşüncesizce tüketip duran insanların (özellikle de amerikalıların) artık bi şeyleri değiştirmesi gerekecek. o değil de sonunda bu hükümetler ve şirketlerin ulaşmak istedikleri nokta nedir bunu merak ediyorum. sadece kendilerine kalmış, tamamen verimsiz, işe yaramaz, cansız bi dünya mı arzuları?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Vejetaryenlik Üzerine Konuşmalar yazısına Onur Gece tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/11/01/vejetaryenlik-uzerine-konusmalar/comment-page-1/#comment-122</link>
		<dc:creator>Onur Gece</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 04:25:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=951#comment-122</guid>
		<description>Hayvanlar hakkında genel bir biçimde konuşmaktan kaçınırım. Bence “hayvanlar” diye bir şeyden bahsedilemez. “Hayvanlar” dediğiniz anda, birşeyleri anlamamaya ve de hayvanı bir kafese kapatmaya başlamışsınız demektir.. Değişik hayvan türleri arasında dikkate değer miktarda farklar söz konusudur. Hepsini bir araya, tek bir kategori altında toplamanın bir açıklaması yoktur: maymunlar, arılar, yılanlar, köpekler, atlar, eklembacaklılar ve mikroplar.. Tüm bunlar birbirinden radikal bir biçimde farklı canlı organizmalardır ve tüm bunlara hayvan diyerek hepsini bir kategori altına koymak, maymunu ve karıncayı, gayet şiddet barındıran bir jesttir. İnsan olmayan tüm canlıları tek bir kategori altında toplamak, öncelikle, aptalca bir tutumdur, teorik açıdan saçmalıktır ve tam da insanların hayvanlara uyguladığı gerçek şiddete iştirak etmek demektir. Mezbahanelere, endüstriyel muamelelere maruz kalmalarına, tüketilmelerine yol açan şey budur. Hayvanlara yönelik tüm bu şiddet, genel olarak “hayvanlar”dan bahsedilmesine olanak sağlayan bu kavramsal basitleştirme ile vuku bulur. Bu sebeble, dilime dikkat ederek, “hayvanlar” hakkında konuşmam. “Bu spesifik hayvan türü” ya da “ şu ya da bu hayvan” diye bahsederim.  Jacques Derrida  (Gün Doğmadan: Elisabeth Roudinesco ile Söyleşi)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvanlar hakkında genel bir biçimde konuşmaktan kaçınırım. Bence “hayvanlar” diye bir şeyden bahsedilemez. “Hayvanlar” dediğiniz anda, birşeyleri anlamamaya ve de hayvanı bir kafese kapatmaya başlamışsınız demektir.. Değişik hayvan türleri arasında dikkate değer miktarda farklar söz konusudur. Hepsini bir araya, tek bir kategori altında toplamanın bir açıklaması yoktur: maymunlar, arılar, yılanlar, köpekler, atlar, eklembacaklılar ve mikroplar.. Tüm bunlar birbirinden radikal bir biçimde farklı canlı organizmalardır ve tüm bunlara hayvan diyerek hepsini bir kategori altına koymak, maymunu ve karıncayı, gayet şiddet barındıran bir jesttir. İnsan olmayan tüm canlıları tek bir kategori altında toplamak, öncelikle, aptalca bir tutumdur, teorik açıdan saçmalıktır ve tam da insanların hayvanlara uyguladığı gerçek şiddete iştirak etmek demektir. Mezbahanelere, endüstriyel muamelelere maruz kalmalarına, tüketilmelerine yol açan şey budur. Hayvanlara yönelik tüm bu şiddet, genel olarak “hayvanlar”dan bahsedilmesine olanak sağlayan bu kavramsal basitleştirme ile vuku bulur. Bu sebeble, dilime dikkat ederek, “hayvanlar” hakkında konuşmam. “Bu spesifik hayvan türü” ya da “ şu ya da bu hayvan” diye bahsederim.  Jacques Derrida  (Gün Doğmadan: Elisabeth Roudinesco ile Söyleşi)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uygarlığın Primitivist Eleştirisi yazısına Onur Gece tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/12/15/uygarligin-primitivist-elestirisi/comment-page-1/#comment-121</link>
		<dc:creator>Onur Gece</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 21:49:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=1246#comment-121</guid>
		<description>&lt;p&gt;Bu anlattıklarınız gayet güzel. Ama; ...

Bilginin olmadığı, bilme ediminin kendini aşmadığı, bilimin gelişmediği bir doğa tarifi yapıyorsunuz; Doğa karşısında suskun kalmak, onu incelememek demek bu. Bir bebek nasıl annesini inceliyorsa, insan da doğayı o şekilde inceler, bu şekilde bilimin şefkatle ilerleyebilmesi de sağlanabilir.  Uygar toplumlar diye belirtilen 21. yy insan topluluklarının aslında uygar (veya belirgin biçimde diğer bir) tanımının içinde olmadıklarını biliyoruz, buna uygar bir şey demeyiz, başka bir şey deriz... Gerekli bir eylem olmadığı halde, doğanın  kutsallaştırılması sağlanmıyor, doğa üstü şeyler kutsanıyor.  Doğanın yaşam kaynağı, bilgi kaynağı olduğunu ve diğer ekseri şeylerle, doğanın bu kapsam gücünün görüldüğü yerde zaten sevgi ve şefkatle, bir ana kucağındaymış gibi davranacaktır insan.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Eşitsizlik, tahribat vesaire, doğanın ve doğadışının eşleştirilme usulunun yanlış yapılmasından kaynaklanıyor... Yani bilgi edinimin kendisinin eksikliği ile beraber ortaya çıkan dezenformasyonundan kaynaklanıyor...

Bilgi güçtür, insanlığın ortak gücü. Gerçek de özgür düşünceyi ve sevgiyi doğuracaktır.&lt;/p&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu anlattıklarınız gayet güzel. Ama; &#8230;</p>
<p>Bilginin olmadığı, bilme ediminin kendini aşmadığı, bilimin gelişmediği bir doğa tarifi yapıyorsunuz; Doğa karşısında suskun kalmak, onu incelememek demek bu. Bir bebek nasıl annesini inceliyorsa, insan da doğayı o şekilde inceler, bu şekilde bilimin şefkatle ilerleyebilmesi de sağlanabilir.  Uygar toplumlar diye belirtilen 21. yy insan topluluklarının aslında uygar (veya belirgin biçimde diğer bir) tanımının içinde olmadıklarını biliyoruz, buna uygar bir şey demeyiz, başka bir şey deriz&#8230; Gerekli bir eylem olmadığı halde, doğanın  kutsallaştırılması sağlanmıyor, doğa üstü şeyler kutsanıyor.  Doğanın yaşam kaynağı, bilgi kaynağı olduğunu ve diğer ekseri şeylerle, doğanın bu kapsam gücünün görüldüğü yerde zaten sevgi ve şefkatle, bir ana kucağındaymış gibi davranacaktır insan.</p>
<p>Eşitsizlik, tahribat vesaire, doğanın ve doğadışının eşleştirilme usulunun yanlış yapılmasından kaynaklanıyor&#8230; Yani bilgi edinimin kendisinin eksikliği ile beraber ortaya çıkan dezenformasyonundan kaynaklanıyor&#8230;</p>
<p>Bilgi güçtür, insanlığın ortak gücü. Gerçek de özgür düşünceyi ve sevgiyi doğuracaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hector Berlioz ve Fantastik Senfoni yazısına jahn'o tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.uzelgi.com/index.php/2009/10/18/hector-berlioz-ve-fantastik-senfoni/comment-page-1/#comment-119</link>
		<dc:creator>jahn'o</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 10:15:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.uzelgi.com/?p=643#comment-119</guid>
		<description>if    I   am    there   İSN&#039;T
THERE is        ARMONYH
WİTHOUT EAR YOU KNOW WHAT YOU CAN&#039;NOT
ooo endless earlessness of mind</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>if    I   am    there   İSN&#8217;T<br />
THERE is        ARMONYH<br />
WİTHOUT EAR YOU KNOW WHAT YOU CAN&#8217;NOT<br />
ooo endless earlessness of mind</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
