Dünya’nın Sınırlarının Gökbilimsel Tarihi

Aristoteles öğrencilerini lisenin iki yanı ağaçlı yollarından, bilgeler yolundan uzaklara götürürdü. İskenderiyeli bilim adamları daha da uzaklara gitmişlerdi. Bilge kişilerin yolu kendilerini dağların tepelerine götürmüştü. Bu yol, yeryuvarlağını bir kuşak gibi sarmış sonra da aya, güneşe ve yıldızlara uzatmıştı. Bir zamanlar insanlar, dağları göklere değer sanırlardı. Olimp Dağı’nın bulutlu tepelerinde tanrıların oturduğu, Prometeus’un Kafkas Dağları’nda bir kayaya çivilendiği söylenirdi. Bu kaya o kadar yüksekti ki, güneş battıktan sonra bile, dört saat daha gökte parlardı.

- Eratosthenes
Dağların yüksekliğini kim ölçebilecekti? Karlı tepelere erişebilecek bir dev bulunacak mıydı? Böyle bir dev bulundu. İskenderiyeli bilgin Eratosten (Eratosthenes), acayip aletlerle açıları ölçüyor, üçgenleri çiziyor, papirüs tomarlarını işaretlerle dolduruyordu. Eratosten, hiçbir dağa tırmanmadan, bunların yüksekliklerini yerden öğrenmişti. Aristoteles’in öğrencilerinden Dikearh’ın, daha önce bulmuş olduğu bu usulü Eratosten’de biliyordu. Dikearh’ın hesaplarını sonuna kadar ilerleterek, dağların, pek o kadar yüksek olmadığını öğrenmişti. Bunlar, ağaç kabuğu gibi pürtüklü olan yeryuvarlağının üzerinde birer tümsekcikti.
Ya yeryuvarlağı? Bunu kim dolaşacak, kim kucaklayacaktı? En cesur denizciler bile, dünyayı dolaşmayı akıllarından dahi geçiremezdi. Eratosten, yeryüzünün böyle büyük bir yolculuğa çıkmadan da ölçülebileceğini bilirdi. Bunun için İskenderiye’den Syene’ya gitmek yeterdi.
İskenderiyeli bilim adamı Eratosten, Dünya’nın küre biçiminde olduğunu kabul etmekle kalmamış, çevresini ölçmek için de bir yöntem geliştirmişti. Eratosten, İskenderiye’deki büyük kütüphanenin yöneticisiydi. Eratosten bir gün, Yengeç dönencesine çok yakında yer alan Syene (Mısır’da, şimdiki adı Assuan olan kent) hakkında ilginç bir şey öğrendi. Her yıl, sadece yaz gündönümünde bu kentteki bir kuyunun dibine bakıldığında, Güneş’in yansıması görünüyordu. Bir coğrafyacı olarak, Eratosten bu sırada Güneş’in kuyunun tam tepesinde bulunduğunu ve aynı anda öteki enlemlerde bu durumun gözlenmeyişinin, ancak Dünya’nın yuvarlak oluşuyla açıklanabileceğini anladı. Eratosten, Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair bu kanıtı elde ettikten sonra, onun çapını hesaplamak için basit bir yöntem geliştirdi.

Teknolojinin henüz birkaç basit el aracından öteye geçemediği o dönemde, Eratosten’in bu basit yöntemi geliştirmiş olması bile, onun olağanüstü bir bilgi ve zekâya sahip olduğunu gösteriyor. Eratosten, Güneş’in Syene’deki kuyunun dibinde göründüğü anda, Syene’nin tam olarak kuzeyinde olduğunu düşündüğü İskenderiye’deki bir dikilitaşın gölgesini ölçtü. Gölgenin karşısındaki açı, basit trigonometri kullanılarak hesaplanabiliyordu. (Karşı kenarın komşu kenara bölümü açının tanjantına eşit oluyor.) Eratosten, bu açıyı, 7°14′ olarak hesapladı. Bu açı, aynı zamanda Syene ile İskenderiye arasındaki açısal uzaklığa denkti. Bu açı, kürenin iç açılarının toplamı olan 360° derecenin tam olarak 1/50’siydi. Yani, İskenderiye ile Syene arasındaki uzaklık Dünya’nın çevresinin 1/50 kadar olmalıydı. Eratosten’in Dünya’nın çevresini hesaplayabilmek için yapması gereken, bu uzaklığı bulmaktı. Ancak, bu uzaklığı duyarlı biçimde hesaplamak o zaman için pek olası değildi. Uzaklıklar, kentler arasında gidip gelen habercilerin adımlarını saymalarıyla bulunuyordu. Bu hesaba göre, iki kent arasındaki uzaklık 5000 stat (Stadyum sözcüğünün kökeni bu sözcüktür ve bir stat yaklaşık 200 metreye denktir.) olarak biliniyordu.
Doğal olarak, uzaklık ölçümünün o zamanlar pek duyarlı yapılamaması ve Syene ile İskenderiye’nin tam olarak kuzey-güney doğrultusunda olmaması gibi nedenlerle, elde edilen sonuç gerçeğinden biraz farklıydı. Eratosten, Dünya’nın çevresini 252.000 stat olarak buldu. Bu da yaklaşık 46.000 kilometreye karşılık geliyor. Günümüzdeki ölçümlere göre Dünya’nın çevresi yaklaşık 40.000 km. Eratosten’in ölçüm teknikleri düşünüldüğünde hata oranı kayda değer ölçüde az.
Böylece insan, gözle görmediği şeyleri bile ölçmenin yollarını bulmuştu. Yeryuvarlağının büyüklüğünü öğrenmek için güneşe bakmıştı. İki yüz elli bin stadyon(stat)! İskenderiyeli coğrafyacılar, bu dairenin ancak Herakles sütunlarından İtalya’ya, İtalya’dan Yunanistan’a, Yunanistan’dan da Ganj Irmağı’nın ağzına kadar uzayan dörtte birinin yerleşik olduğunu söylerlerdi.
Ya «Öykümenin», yani yerleşik yerin ötesinde ne vardı? Bazıları ta Hindistan’a kadar, yalnız deniz olduğunu düşünürdü. Bazıları Okyanusta, gökyüzünün daima masmavi ve insanların hâlâ Altın Çağ’da yaşadığı Mutlu adalar olduğuna inanırlardı.
Yol, dünyadan, deniz ve dağlardan dosdoğru gökyüzüne, aya ve güneşe gidiyordu. Kim bu yoldan yürüyüp aya kadar kaç adım olduğunu ve güneşin ne kadar büyük olduğunu söyleyebilecek? Bilim adamları, gözlemevlerinden ayrılmaksızın yine yola çıkmışlardı. Bu dünya sakinlerinde, göğü ölçmek için aletler vardı. İşte gözlemevlerinde, aletlerden birinin önünde, hareketsiz bir astronom duruyor. Eli yavaşça bronz halkayı çeviriyor, gözleri dereceleri sayıyor. Bu, Sisamlı matematikçi ve astronom Aristark‘tır. Aristark (Aristarchus), bilim alanında Aristoteles’in torununun torunudur. Aralarında yüz yıl vardır. Aristoteles, Teofrast’ın öğretmeniydi. Teofrast Straton’a (Strato Lampsacus), Straton’da Aristark’a hocalık etmişti. Bilim tartışmalarla meydana geliyordu. Öğrenci sık sık hocasına karşı duruyordu. Aristoteles Platonla tartışmıştı. Straton, Aristoteles’in görüşlerini reddedip Demokrit’in öğretisini kabul etmişti. Straton’un öğrencisi Aristark’sa daha ateşli bir Demokritçiydi. Demokrit gibi o da, dünyaların sayısız olduğuna inanır ve dünyamızın evrene kıyasla bir nokta kadar küçük olduğunu söylerdi.
Aristark, gece gündüz gökyüzünde dolaşır, yıldızlardan sayılara geçer, sayılardan da yine yıldızlara dönerdi. Aya ve güneşe kadar yolu ölçmüş ve güneşin bizden, aydan kaç misli daha uzak olduğunu öğrenmişti. Aristark, güneşi dolaşmış, sonra onu da ölçmek için aya yönelmişti. Aristark’ın hesapları, henüz tam doğru değildi. Aya olan mesafeyi, hemen hemen doğru olarak tespit etmiş, fakat güneş kendisine, olduğundan daha yakın görünmüştü. Hesaplarına göre, ay çok daha büyük, güneşse çok daha küçüktü. Ama o zamanki yarım yamalak ölçü aletleriyle hesaplarda tam isabet olabilir miydi? Daha insan, ilk defa göğü ölçmeyi deniyordu.

Aristark, enine boyuna ölçtüğü gök evini, artık bir misafir gibi değil, o evin sahibiymiş gibi gözden geçiriyordu. Hatta planını bile çizmişti bu evin. Ve evrenin merkezinde dünyanın değil, güneşin bulunduğunu gittikçe daha açık bir şekilde anlıyordu. Pervanelerin lamba etrafında döndükleri gibi, gezegenler de güneşin etrafında dönüyorlardı. Ve dünya, bu gezegenlerden ancak biriydi. Bu, evrenin krokisini birden basitleştirmişti. Gezegenlerin karışık hareketlerini izah etmek için uydurulmuş olan birçok gök kubbesine artık lüzum kalmamıştı. Aristark, kendi öğretisini insanların kolay kolay kabul edemeyeceklerini ve aradan yıllar geçeceğini biliyordu. Çünkü insanlar, dünyanın evrenin ortasında bulunduğu fikrine alışmışlardı. Dünyanın, Güneş Sistemi’ndeki, gezegenlerden biri olduğunu nasıl kabul edebilirlerdi. Böylece dünya, bir sporcunun attığı gülle gibi, evrenin merkezinden çıkıverip yerine güneş geçmişti. Fakat astronomlar, bu gerçeğin lâfını bile işitmek istemiyorlardı. Böyle olsaydı; diyorlardı, bir gemide giderken ağaçlar ve dağlar uzaklaştıkları gibi yıldızlar da dünyadan uzaklaşırlardı. Aristark şöyle itiraz ediyordu: yıldızlar o kadar uzaklardalar ki, onların yer değiştirmelerini farkedemeyiz. Sözgelimi, yalnız birkaç adım gerilediğimiz zaman, uzaktaki dağlar bizden uzaklaşıyor gibi görünüyor mu? Aristark’ın delilleri kimseyi kandıramıyordu. Antik dünyanın bu Kopernik’i, dünyaya çok erken gelmişti. Anaksagoras’ı, Sokrat’ı, Demokrit’i, Aristoteles’i suçladıkları gibi Aristark’ı da suçladılar.
Bu konudaki bir başka çaba, İznik’te doğan ve yaşamını Rodos adasında geçiren ünlü gökbilimci İparhos’a ait. Ne var ki, İparhos (Hipparchus) hakkında, özellikle de yaşamıyla ilgili bilinenler çok sınırlı. İparhos’un en önemli çalışmalarından biri, yıldızların gökyüzündeki görünür konumlarını kaydeden ilk kişi oluşu.

- İparhos
İparhos, bunun yanında, Babil’li gökbilimcilerin kayda geçirdikleri tutulmaları gözden geçirdi. Bu kayıtları kullanarak, gelecekteki yüzlerce yıl için tutulma tahminleri yaptı. Güneş Sistemi’ndeki cisimlerin birbirlerine göre uzaklıklarını oldukça doğru bir biçimde hesapladı. Ancak, İparhos’un en önemli keşiflerinden biri, Dünya’nın dönme eksenindeki yalpayı fark etmiş olmasıydı. Bir topacın dönerken yalpalaması gibi, Dünya’nın dönme ekseni 26.000 yıllık dönemlerle yalpa yapar. Bundan yaklaşık 13.000 yıl sonra, Vega, kutupyıldızı olacak. Kutupyıldızı yanında elbette gökyüzündeki tüm gökcisimlerinin görünür konumu buna bağlı olarak sürekli değişir. İparhos, yıldızların ve Güneş’in konumlarının zaman içinde değişmiş olduğunu, dikkatli ölçümlerle ve eski gözlemlere bakarak fark etmişti. Dikkatleri İparhos üzerine çeken en önemli olay, onun Güneş ve Ay’ın büyüklüklerini ve uzaklıklarını hesaplamasıyla oldu.
M.Ö. 190 yılının 14 Mart’ında, Orta Doğu’da bir Güneş tutulması meydana geldi. Bu sırada, Ay’ın İstanbul’daki ve İskenderiye’deki görünüş açılarını ölçen İparhos, basit trigonometri kullanarak Ay’ın uzaklığının Dünya’nın çapının yaklaşık 71 katı olması gerektiği sonucuna vardı. Aynı şekilde, Güneş’in uzaklığını da 490 Dünya çapı olarak, yani 300.000 km olarak hesapladı. Ay’ın uzaklığı gerçekte yaklaşık 60 Dünya çapı, Güneş’inkiyse yaklaşık 150 milyon km’dir. İparhos, Ay’ın uzaklığını o zaman için kabul edilebilir bir duyarlılıkla hesaplamıştı. Ancak, Güneş’in uzaklığını hesaplarken gerçekten çok uzak bir sonuca vardığı açık.

- İparhos
Sonuçta, M.Ö. yaklaşık 200′lü yıllarda, Dünya’nın yuvarlaklığının birçok aydın kişi tarafından benimsenmiş olduğu görülüyor. Hatta bu tarihten daha da önceleri, M.Ö. 350 civarında, ünlü filozof Aristoteles, Dünya’nın düz değil yuvarlak olduğu düşüncesine varmıştı büyük olasılıkla. Ancak, gökyüzüne bakıp da yıldızların değil, Dünya’nın döndüğü düşüncesi ona pek mantıklı gelmiyordu. Aristoteles’e göre, eğer Dünya dönüyor olsaydı, bu hareketi hissetmemiz gerekirdi. Rüzgâr hep Dünya’nın dönüş yönüne ters yönden eser, bulutlar ve kuşlar geride kalırdı. Ona göre, Dünya’nın durması, geri kalan her şeyin de onun etrafında dönüyor oluşu daha mantıklı bir açıklamaydı. Yine aynı dönemde yaşamış olan Yunan filozof Heraclides Ponticus (Herakleides veya Heraklides of Pontus), Dünya’nın dönüyor oluşunun daha basit bir açıklama olduğunun üzerinde duruyordu.
Aradan yıllar, yüzyıllar geçti. Aristark’ın öğretisiyse insanlara şimdi bile çok yeni ve cesurca görünür. Dünya merkezli bir evrenin olanaksız olduğu düşünceleri pek taraftar bulamadı. Bunun yerine, Aristoteles’in öne sürdüğü ve yine İskenderiye’de M.S. 2.yy.da yaşamış Batlamyus (Claudius Ptolemaeus, Ptolemy, Ptolemaios) adlı bir bilginin kitabına aldığı Dünya merkezli evren, 1800 yıl boyunca yaygın inanış olarak kaldı. Batlamyus on üç ciltlik büyük bir eser yazmış ve buna, Yuna ve Ren ırmaklarından Hindistan ve Çin’e kadar uzayan dünyanın bir haritasını da eklemiştir. Ayrıca yıldızların da bir listesini yapıp ayrı ayrı her birinin yerini göstermiştir.

- Batlamyus
Gökyüzüne ilişkin eldeki ilk veriler, çıplak gözle yapılan gözlemlere dayanıyordu. Bu nedenle, gökyüzündeki görünür hareketleri dışında, gökcisimlerinin yapılarını anlamak bir yana, üzerinde yaşadığımız gezegenin uzaktan bakıldığında neye benzediği bile anlaşılamamıştı. İkinci yüzyılda yaşamış olan Mısırlı gökbilimci Batlamyus, kendisinden 400 yıl öncesine kadar, gökbilimcilerin yapmış oldukları çalışmaları bir kitapta topladı. “Matematiksel Bileşim” adını verdiği bu çalışma, Arap gökbilimciler tarafından, daha sonraları Almajest (Büyük anlamına gelen “majeste” sözcüğünden türetilmiş bir sözcük) olarak adlandırıldı. 140 yılında yayımlanan bu kitap, Rönesans’a kadar bir “gökbilim ansiklopedisi” olarak kabul edildi. Bu kadar uzun süre raflardan inmeyen bir kitap, günümüzün yayıncıları için ancak bir hayal olabilir. Bunun yanında, Batlamyus, bir coğrafyacı olarak, bir takım haritalar hazırladı. Columbus, batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşabileceği sonucuna bu haritalara bakarak varmıştı. Bazı araştırmacılar, Batlamyus’un Almajest’i yazarken, İparhos’un çalışmalarını kopyaladığını öne sürüyor.
Batlamyus, kitabında, Dünya’nın yuvarlak olabileceğine ilişkin bazı kanıtlar sunuyordu. Kitapta yer aldığı biçimiyle, Batlamyus şunların üzerinde duruyor: Güneş, Ay ve yıldızlar, Dünya’nın her yerinde aynı anda doğmuyorlar. Ay tutulmaları gibi belirli bir anda gözlenebilen gök olayları batıda, doğudakine göre daha erken saatlerde gözleniyor. Eğer Dünya düz olsaydı, bu tür olayların her yerde aynı anda gözlenmesi gerekirdi.

1175 yılında Gerard Cremona tarafından Arapçadan Latinceye çevrilen Almagest'ten, Üstün gezegenlerin (Mars, jupiter, Satürn) harketlerini içeren bir kesit
Gözlenen gök olaylarındaki zaman farkı, gözlemin yapıldığı yerlerin birbirine uzaklığıyla orantılı. Bu, ancak küre biçimli bir cismin yüzeyindeki noktalar için geçerli olabilir. Güneyden kuzeye doğru yol aldıkça, güney gökküredeki takımyıldızlar giderek gözden kaybolmakta; kuzey yarıküredeki takımyıldızlarsa gökyüzünde daha yükseğe çıkmakta. Bir geminin içinde sahilden uzaklaştığınızda, dağın tepesi görülebildiği halde, dağın dibi giderek görülememeye başlar. Bu gözlemlerin hiçbiri için karmaşık bir alet gerekmiyor. Sadece, günlük, herkesin yaptığı gözlemleri yorumlayabilmek yeterli. Elbette, her zaman, gözlenen şeyin en mantıklı görünen yorumu doğru olmayabiliyor. Özellikle, de gökcisimlerinin yapıları hakkında neredeyse hiçbir bilgi sahibi olunmadığı Batlamyus’un zamanında. Batlamyus’un kitabında, Dünya’nın yuvarlaklığına kanıt olarak verilen bu gözlemlerin yanı sıra, Dünya’nın evrenin merkezinde durduğundan söz ediliyor. O zamanki bilgilerin ışığında, birçok veri Batlamyus’un bu düşüncesini doğrular nitelikte.

- Batlamyus Dünya Haritası
Batlamyus, evrenin krokisini yeniden çizmiş ve bir hayli düşünmüştü: iyi ama dünyayı ne yapmalı, nereye yerleştirmeliydi? Aristark öleli yüzyıllar geçtiği halde Batlamyus onunla tartışmaya devam ediyordu. Aristark’ın fikirlerine karşı yeni yeni itirazlar bulunuyordu. Batlamyus şöyle diyordu: dünya, yerinde durmayıp hareket etseydi bulutlar geride kalır ve gökyüzünün bir yanında toplanırdı. Yukarı atılan bir taş, altındaki dünya biraz kaymış olacağına göre atıldığı yerden biraz öteye düşerdi.
Ünlü filozof Aristoteles, ağır cisimlerin hafif olanlara göre evrenin merkezine doğru daha büyük bir hızla düştüğünü düşünmüştü. Burada, kritik olan nokta, ağır cisimlerin hafif olanlardan daha hızlı düştüğü şeklindeki yanlış olan düşünce değil; her şeyin evrenin merkezine doğru düşmesi. Batlamyus da her şeyin evrenin merkezine doğru düştüğü düşüncesine katılıyordu. Çünkü bu neden her şeyin yere düştüğünün en basit açıklamasıydı. Eğer Dünya, evrenin merkezinde yer almasaydı; ya da evrenin merkezi başka bir noktada olsaydı, Dünya’nın ve üzerindeki, her şeyin (insanların, hayvanların ve piramitlerin) buraya düşmesi gerekirdi. Tüm bunlar, Batlamyus’un yaptığı büyük yanlışlar olsa da, o zamanki bilgilerin ışığında yapılabilecek en mantıklı açıklamalar bunlardı. O zamanlar, insanlar kütleçekiminin varlığından habersizdi. Kütlesi olan her cismin bir başkasını kendine çektiğini bilmiyorlardı. Zaten kütleçekiminin anlaşılmaya başlanması, Batlamyus’dan yüzlerce yıl sonrasında, Galileo ve Newton’un zamanına dayanıyor.

- Batlamyus gözlüyor…
Batlamyus, yeryüzünde her şeyin kendisiyle birlikte hareket ettiğini ve geri kalamadıkları gibi duramadıklarını da bilmezdi. Batlamyus, Aristark’a karşı birçok deliller daha ileri sürerek şu sonuca varır: dünyanın yerinde durduğunu düşünmek daha basittir. Ne var ki, ölüler itiraz edemeyecekleri için, Aristark da itiraz edemez. Ama yıldızlar Aristark’ı savunur. Muzeum’un Gözlemevi’nde, astronomlar her gece gezegenlerin hareketini gözetler, bunların bir ileri, bir geri gittiklerini görürler. Aristark’ın fikriyle bunu anlamak kolay. Batlamyus’un düşünmesiyle ise, izahı imkânsız. Batlamyus görüşlerinde ısrar eder. Gezegenlerle tartışmaya girişir. Tek yeryuvarlağı bulunduğu yerde hareketsiz dursun diye, gezegenlere gökyüzünde karışık şekiller çizdirmek lüzumunu duyar. Ayı, dünyanın etrafında değil, mevcut olmayan bir nokta etrafında döndürür. Bu noktayı da, merkezi dünyanınkiyle bir olmayan bir dairede hareket ettirir. Gezegenler için, daha acayip bir mekanizma uydurur. Ama yeni gözlemleri eski görüşlerin çerçevesine sığdırmak pek o kadar kolay değildir.

- Dünya merkezli evren varsayımında Batlamyus’a göre gezegenlerin hareketleri…
Batlamyus, Dünya merkezli evren varsayımı desteklemek için, gezegenlerin gökyüzünde yaptıkları hareketleri açıklamaya çalıştı. Gezegenler, genelde yıldızlar gibi doğudan batıya hareket etseler de, belli dönemlerde buna ters hareketler yapıyorlardı. Bu, ancak onların farklı bir merkez etrafında dönmeleriyle ya da yörüngenin çevresinde sarmallar çizerek ilerlemeleriyle kısmen açıklanabiliyordu. Gezegenlerin hareketlerini pek de açıklayamayan bu varsayımın Batlamyus’u ne kadar tatmin ettiği bilinmiyor; ama 17. yüzyıla kadar, Katolik Kilise’nin de baskısıyla, Dünya merkezli evren üzerinde pek fazla tartışılmadı.

- Arap gökbilimciler, Almajest aracılığı ile birlikte gözlemler yaptılar…
Üzerinde yaşadığımız gezegen ve gökcisimlerinin hareketlerinin anlaşılmaya başladığı Batlamyus’a kadar olan dönemden Kopernik’e (Copernicus) kadar geçen yaklaşık 1400 yıllık dönemde, her şey bir kenara atılmış görünüyor. Avrupa için durum böyle olabilir; ancak, gerçek tam olarak böyle değil. Bu dönemde, Avrupa karanlık çağını yaşarken, Batlamyus’un kitabı, Arap gökbilimciler için bir başlangıç noktası oldu. Arap gökbilimciler, bu kitabı kaynak alarak yüzyıllar boyunca gözlemler yaptılar. Almajest, 1175 yılında Arapça’dan Latince’ye çevrildi ve yeniden batılı gökbilimcilerin bu kitaba ulaşması mümkün oldu.
Modern gökbilimin kurucusu kabul edilen Polonyalı din adamı Kopernik (1473 – 1543), Almajest’i okudu. Ardından, Aristark’ın çalışmalarına rastladığında, onun Güneş merkezli evren düşüncesinin doğru olması gerektiğine karar verdi. Bunu kanıtlamak için, kendi gözlemlerini yapmaya başladı. 1533′de, 60 yaşına geldiğinde, Roma’da bir dizi ders verdi ve kuramını, din adamlarına fark ettirmeden öğrencilerine sundu. Kiliseye karşı duyduğu çekince nedeniyle, “Göksel Kürelerin Dolanmaları Hakkında” adlı kitabını uzun süre yayımlamaktan kaçındı. Sonunda, 60′lı yaşlarının sonlarında, kitabı yayımlamaya karar verdi. Kitabının ilk baskısı, öldüğü gün, 24 Mayıs 1543′de elinde oldu. Kopernik’in bu konudaki çabaları nedeniyle, Güneş merkezli Güneş Sistemi, günümüzde Kopernik sistemi olarak da biliniyor. Yaklaşık yüz yıl sonra, küre biçiminde, dönen bir Dünya’da, Güneş merkezli bir sistemde yaşadığımız düşüncesi ciddi olarak tartışılır oldu. Alman Gökbilimci Johannes Kepler ve İtalyan gökbilimci Galieo Galilei başta olmak üzere, bilim adamları Kopernik’in modelini destekleyen çalışmalar yaptılar. Galileo’nun 1600 yılında teleskopunu gökyüzüne çevirmesiyle, Aristoteles ve Batlamyus’un varsayımları anlamlarını yitirdi. Galieo, Jüpiter’e baktığında, onun çevresinde dolanmakta olan uydularını gördü. Bu, Aristoteles ve Batlamyus’un varsaydığı gibi, her şeyin Dünya çevresinde dolanmadığını kanıtlıyordu. Kepler, gezegenlerin Kopernik’in öne sürdüğü gibi, tam olarak dairesel yörüngelerde değil, hafif elips biçimli yörüngelerde dolanıyor olabileceklerini açıklayınca, Güneş merkezli sistem kuramı, gözlemlerle tam olarak örtüştü.
17. yüzyılın sonlarına doğru, Isaac Newton, kütleçekim kuramını oluşturdu. Bu kuram, gökcisimlerinin neden birbirlerinin çevresinde dolandığını açıklıyordu. Kütleçekimi, sadece cisimlerin yere düşmesine neden olan bir kuvvet değil, aynı zamanda her cismi birbirine bağlayan bir kuvvetti. Newton’un kütleçekim yasası sayesinde, gökcisimlerinin hareketleri matematiksel olarak da hesaplanabildi.
Üzerinde yaşadığımız, evrensel boyutta çok küçük olan gezegenimizin düz mü, yuvarlak mı olduğu; evrenin merkezinin Dünya mı yoksa Güneş mi olduğu tartışmaları binlerce yıl sürdü. Son yüz yıl içinde, kendi küçük Dünya’mızdan çıkıp, gerçek evrenin tarihteki gökbilimcilerin hayal bile edemeyeceği kadar büyük olduğunu anladık.
Sunan:
uzelgi.com
Kaynaklar
M.İlin – E.Segal – İnsan Nasıl İnsan Oldu
Alp Akoğlu, Dünya Nasıl Yuvarlak Oldu, Biltek, 2003
Trefil J., Rounding the Earth, Astronomy, Ağustos 2001
Asimov, I., How We Found About the Earth Being Round, Longman, 1972
http://www.fascinatingearth.com
http://math.tice.edu/~ddonovan/Lessons/eratos.html
http://www.portergaud.edu/cmcarver/tiels.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Heraclides_Ponticus
http://en.wikipedia.org/wiki/Hipparchus
http://en.wikipedia.org/wiki/Ptolemy
http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Aristarchus.html




















