abone ol: Sunular | Yorumlar

Bilinmeyenin Yüzeyini Hafifçe Çizmek

0 comments

Sciencw

Bilginin çoğu, insanlar tarafından, evrim süresinin çok ufacık bir bölümünde, son birkaç yüzyılda bulundu. Yeryüzünde canlıların görülmeye başlanmasından bugüne kadar geçen zamanı, takvimimizin bir yılına sıkıştırabilseydik, insanoğlunun en çok bilgi topladığı dönem bu yılın yalnızca birkaç saniyesi kadar sürecekti. Biz insanlar bu kadar kısa bir zaman içinde kendimiz hakkında bu kadar çok şey öğrenmeyi nasıl becerdik? Bu olgunun insanın, başka alanlarda gerçekleri arama tutkularıyla ilişkisi nedir?

Bilgi Toplama İşlemi

İnsanların başarmış olduğu şaşırtıcı bilgi birikiminin kökleri her şeyden önce içimizde doğuştan var olan o yılmaz merak tutkusu ve doymak bilmez açıklama arzusundadır. İlk çağlardan beri, bizi kuşatan bilinmeyenlerin gizemini, onu anlamaya çalışarak yok etmeye çabaladık. Bilinmeyen, ister barınak yapmada olsun; ister savaşta, tarımda, denizcilikte veya yeni karaları keşfetmede, bütün insan uğraşlarında istenmeyen bir yoldaştır. Başarılı bilgi toplamanın armağanları ise şunlardır: belirsizlik, şüphe ve korkuya son vermek; olguları anlamanın rahatlığı, önceden tahmin edebilmenin zevki düzen gereksiniminin sağlanması, iyi düzenlemeler yapabilmek ve güç; doğayı kontrol edebilecek güç.

Gözlem

Merak, araştırma yapmak biçiminde eylem doğurur. Ateş çıkartabilmek için taşları birbirine sürterken, dünyanın alt ve üst ucuna ulaşmak için bir köpek kızağını yüzlerce mil buzda sürerken, dağlara tırmanırken veya denizin derinliklerine dalarken, uçmak için araç yaparken, kalıtım üzerine bilgi edinmek için binlerce meyve sineğinin davranışını ve görünüşünü sabırla saptarken, DNA’nın yapısını kavramak için karton ve tellerle modeller yaparken keşfe çıkıyoruz. Araştırmak gözlem yapmak demektir; hissetmek, duymak, koklamak, tatmak, tepki göstermek, işitmek, sormak. Gözlemlediğimiz şeyleri unutmayalım, kaybetmeyelim ve başkalarına da eksiksiz aktarabilelim diye yazıyoruz.

Fikirler

Merak ve bilgi toplamak, bilinmeyeni bilinir yapmak için yeterli değildir. Başka hayvanlarda da merak vardır ama bilgi biriktirmezler. Bizim her şeyin nedenini arama özelliğimiz, fikir üretme yeteneğimizle ve fikirlerimizi deneyle sınayabilmemizle birleşir. Bir fikir (teori veya hipotez) gözlemleri, anlamı olan düzenlere sokar, gerçeklerin birbiriyle bağıntılı olabileceği noktaları öngörür. Düşünce, anlamı olmayan şeylerden anlam olanları çıkarmaya çalışır. Size üzerinde bilgi verilmiş olan bir durumu düşünün. Diyelim ki bir haber bülteni dinliyorsunuz. Zihniniz çabucak gerçeklere bir anlam vermeye çalışacak, onları daha geniş bir çerçevede belirgin bir yere yerleştirecek, gerçekler arasında bağlantı nedenleri önerecektir. Örneğin kısa bir süre içinde batan veya yaralanan petrol tankerlerinden çevreye petrol yayılması gibi birbirine benzer birkaç olay görülse, bunlara bir ortak neden yakıştırmaya çalışabilirsiniz. Zihin, raslantıdan hoşlanmaz. Bir neden bulmaya çalışmakta, niçin olduğunu sormakta diretir.

Fikirler, beynimizin çok ilginç düşleme yeteneğiyle karmaşık bir biçimde bağıntılıdırlar. Düşleme, olabilecek iç bağlantıları gözümüzün önüne getirebilmemizi sağlar. Kafamızda bir resim şekillenince, gözlemlediğimiz olay üzerine teorik bir açıklama buluruz; bu sınanmamış bir fikirdir.

Fikirleri Sınamak

Bir fikir, tek başına ne kadar akıllıca olursa olsun yalnızca sizin kafanızdadır. Zihninizin bir yaratmasıdır, tıpkı toprağın bir çiçek veya çalı üretmesi, ateşten duman çıkması gibi. Her zaman doğru olması gerekmez; bu anlamda, yaşamına tatsız ve dayanıksız bir başlangıç yapmıştır. Fikirler deneyle kanıtlanılınca sağlamlaşıp yönlendirilirler. Bir fikrin, gerçeğin karşılığı olup olmadığını anlamak için, onun doğayla gerçekten uyuşup uyuşmadığını sınamamız gerekir. Doğanın gerçeklerine uygunluğunu anlamanın en iyi yolu ise size bir şeyi önceden tahmin edebilme olanağı sağlayıp sağlamadığına bakmaktır. Fikriniz belirli şeylerin nedensel bağlantıları olduğunu önerebiliyorsa, bir sınama uygulandığında, önceden bilinebilen bir şey gerçekleşebilir. Beklenen şey olmazsa fikir yetersizdir. Yetersiz veya yanlış bir fikrin mutlaka fena bir fikir olması gerekmez. Sizin bir dizi deney yapmanıza yol açabilir. Bunlar fikrinizin yanlışlığını kanıtlasa bile yeni ve daha gerçek bir öneriye yönelebilirsiniz.

Diyelim arabanızın motoru çalışmıyor. Motor kapağının altında bir incelemeden sonra, bozukluğun benzin pompasında olduğu kanısına varıyorsunuz. Pompayı değiştirirseniz, motorun çalışacağını öne sürüyorsunuz. Eğer bu gerçekse, o zaman düşünceniz dikkate değerdir. Çünkü önermeniz doğrudur. Düşüncenizi bu örnek dışında sonra da genelleyebilirseniz daha fazla değer kazanır. Bir dizi bilinen özellikler gösteren her bozuk araba, benzin pompasının değiştirilmesini gerektirecektir.

Fikrinizi sınama yolumuz bir deney yapmaktır. Bir fikir yalnızca üzerinde yapılması düşünülen deneyin iyiliği ölçüsünde değerlidir. İyi deneyler, arabanızın benzin pompasını değiştirmenizde olduğu gibi basit olabilirler veya daha geniş hayal gücü ve yaratıcılık gerektirebilirler. İyi bir model sisteminin seçilmesinin büyük önemi vardır. Örneğin, insanlarda kalıtım üzerine gözlemlerden bir sürü açıklayıcı fikir üretildi, ama bunların yalnızca birkaç tanesi doğrudan doğruya deneye vurulabildi. İnsanlardan daha basit, onlardan daha çok elegelen (denetlenebilen) ve bir kuşağı otuz yıl yerine, birkaç saat süren model sistemlere gerek vardı. Sonunda bezelyeler, meyva sinekleri, ekmek küfü ve bakteriler, insan genetiğini anlamamız için temel bilgiyi sağladılar.

Yinelenen Deneyler

Öngörülenleri doğrulayan bir deney keyifli bir iştir, özellikle de deneyi yapan kendinizseniz. Ama iş henüz bitmemiştir. Bilim adamlarının deneylerini, herhangi bir hata olasılığını ortadan kaldırmak için tekrarlamaları gerekir. Meslektaşlarının fikirlerini sormalı, deneylerdeki sakıncaları bulmalarını rica etmelidirler. Bilimsel toplantılara katılıp eleştirici meslektaşlar topluluğuna bulgularını sunarlar. Sonunda, uluslar arası bilim topluluğunun da öğrenip, deneyleri yineleyebilmesi için yeterince ayrıntılı bir biçimde yayınlarlar. Çoğu bilimsel buluşlar, aynı deneyler birkaç bilim adamı tarafından tekrar yapıldıktan sonra herkesce kabul edilir hale gelir. Ancak o zaman fikirlerimizin gözlemlerimize verdiği anlam gerçek haline gelir.

Bunların hiçbiri kolay değildir. Bilim adamlarının öğrendiği en önemli gerçek, bir şeyin doğruluğunu sonuna kadar kanıtlamanın ne kadar zor bir iş olduğudur.

Beklenmeyene Hazır Olmak

Size, herhalde tamamen mantıksal olduğunu sizin de kabul ettiğiniz bir süreci anlattım. Şimdi de bu işte beklenmedik şeylerin, insanı hayal kırıklığına uğratacak kadar sık olduğunu söyleyebilirim. Beklenmedik sonuçların bunca sık olmaları nedeniyle, bilgi toplayıcının başka bir niteliği de sürprizlere karşı uyanık olmaktır. Beklenmedik bulgular, özgün fikrin yanlışlığı olasılığına karşın, deneyin yanlış tasarlanmasından da kaynaklanabilirler. Yanlışlık, çok ufak önemsiz nedenlerden de doğabilir. Ama hepsinin üstünde sürpriz, bilimin kendine özgü doğası gereği beklenmelidir. Bilimin konusu, ne de olsa bilinmeyendir.

sicenc

Bilimin Sınırları

Fikirlerin, çoğunlukla sınanabilecekleri deneyleri çağrıştıran öneriler olduklarını söylemiştik. İnsan belirli olayların nasıl gelişebileceğini önceden düzenli olarak söyleyebildiği zaman, tahminlerin dayandığı fikirler, herkesin kabullendiği gerçekler haline gelir ve bunlara “doğanın kanunları veya prensipleri” denir. Bunlar burada tartıştığımız gerçeklerdir. Diğer yandan günlük yaşantımızda, sosyolojide, psikolojide, felsefede, sanatta ve dinde “iyi” fikirler olarak nitelediklerimizin parlak, özgün ve zekice dediklerimizin, bilimin kriterlerine göre ille de iyi olmaları gerekmez. Çünkü bu fikirlerin çoğu, deneyle sınanabilmek için çok karışık  olan olgulardan kaynaklanmaktadırlar. Bu fikirlere dayanan tahminler, bazı rastlantılar dışında, çoğu zaman önerenin beklediği şekilde gerçekleşmezler.

Büyük bir ressamın bir resmiyle “gerçeği” açığa çıkardığını, psikoloji ve psikiyatrinin insan davranışının gerçeklerini gösterdiğini, dinbilimcinin Tanrı’nın varlığı gerçeğini keşfettiğini söyleyebiliriz. Burada “gerçek” sözcüğünü bilimde kullanıldığından farklı anlamda kullanıyoruz. Daha önce tartıştığımız kriterlerden hiçbiri böyle durumlarda uygulanamıyor. Bu durumlarda sözkonusu olan şeyin, birçok insanda bir gerçeğin açıklandığı gibisine içgüdüsel bir duygu doğuracak açıklamalar olduğunu söylememiz daha doğru olur. Ama birçokları da bu duyguyu paylaşmayacaktır. Bu gerçeklerin evrensel geçerliliği olduğu söylenemez.

Kuşkusuz, insanların karmaşık davranış ve değerlerinde fikirler çok bol, “bini bir paraya”dır. Bunları, hepimiz, özgürce, çevremizdeki şaşırtıcı insan düşünce ve eylemlerinden anlamı olan bir şeyler çıkarmak amacıyla üretiyoruz. Böyle fikirler, kısmen de tartışılamaz, sınanamaz olmaları nedeniyle bol bol üretiliyora benziyorlar. Bazıları aksi kanıtlanamadığı için çekici gelirken, bazıları da doğruluklarının kanıtlanamaz olmasıyla iticidirler. Tarih boyunca, insanın düşünce ve araştırmalarının bütün alanlarında işin çetin yönü, sınanabilir fikirler ortaya atmak olmuştur.

İnsanın ikilemi, biraz da kişisel ve toplumsal eylemlere, sınanmamış fikirlere dayanarak girişme zorunluluğundan kaynaklanır. Kişiler ve hükümetler, bilgimizin sınırlı olduğu konular üzerine karar almak zorundalar. Bunu böylece kabul ettikten sonra bile politik kararların el altındaki bilgi çerçevesinde rasyonel olabilmeleri bir bilgelik sorunudur. Rasyonalizmin (akılcılık), bilimsel prensip ve yöntemlerin, bilimin çoğunlukla çözmek için seçtiklerinden daha büyük problemlere uygunlanması olduğu söylenebilir.

Bilimin, insan davranışıyla ilgili daha karmaşık alanlardan üstün olduğunu kastetmek istemiyorum. Bilim, yalnızca daha basit, daha küçük sorular sorarak, bilinçli olarak, araştırmayı sınırlar. Bir sürü küçük soru bir sürü küçük yanıtı doğurur. Bunların herbiri anahtar deneyleri tekrarlamak zahmetine katlanacak her şüphecinin (skeptik) geçerliliğini onaylayacağı cinstendir. Kısacası bilim kendi sınırlarını koyar: Öne sürülen gerçeklerin deneyle sınanabilir olmasını, aksi halde öne sürmeye değer olmadıklarını kabul eder.

Sağlamca biriktiği ve kalıcı olduğu için, bu tür gerçek elde etmenin, uzun dönem içinde, insan yaşamı üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur.


Bilginin Kullanım Alanları

Bilgi ve sağlanması yöntemleri (bilim), ahlak açısından tarafsızdır. Doğanın gizleri, insanların kendilerini keşfetmelerini bekliyor. Ama toplumun bilgiyi kullanışı, ahlak açısından çok ender olarak tarafsızdır; çünkü bilgi güç kaynağıdır ve hem iyiyi hem de kötüyü yapmak için güçlü olma isteği, insanlığı başlangıcından beri şiddetle sarmıştır. Yalnızca sağlık alanındaki bilgi susuzluğumuz bile, yaşamdan beklentilerimizde etkileyici artışlara yol açmıştır. Kadınların çocuk doğurmalarını denetleyebilme  olanakları, veba, kolera, tüberküloz, çocuk felci, çiçek ve difteri gibi hastalıkların yok edilmesi, vitaminler ve beslenmedeki genel ilerlemeler, tıpta hastalık belirtilerinin bulunmasında ve tedavide X-ışınlarının kullanılması, sayısız bağışıklık sağlayıcı, hormonal, nörolojik, genetik aksaklıkların önlenmesinde ve tedavisindeki ilerlemeler vb. kuşkusuz tıp bilimi için anıtsal bir birikim oluşturuyor. Ve temel bilimde, bu kitapta sözü geçen çok önemli son gelişmeler yüzünden, kanser, genetik hastalıklar ve kardiyovasküler hastalıklar gibi önemli insan hastalıklarını, daha etkin tedavi edebileceğimize veya tümüyle ortadan kaldırabileceğimize iyimserlikle bakmak için her türlü nedenimiz var (hükümetin politikası izin verirse).

Diğer yandan karanlık görünen bir konu var. Dünyanın toplam DNA dağarını gittikçe artan nükleer araçlarla tehdit ediyoruz; suyumuzu, besinimizi ve havayı tehlikeli bir sayıya ulaşan endüstriyel kimyasal maddelerle zehirleyip kirletiyoruz; bütün yaratıkları güneşten gelen öldürücü radyasyondan koruyan ozon tabakasını bozuyoruz; doğum kontrolü yöntemleri olduğu halde, yeryüzünün besleyebileceğinden daha fazla çocuk yapıyoruz. Öyle görülüyor ki insanlar, ulaşılabilecek en yüksek mutluluğu ve en derin ızdırabı elde etmek için kendi kendileriyle yarışıyorlar.

Gelecek

İnsanoğlu, kendi gelecek evriminin koşullarını yaratmıştır. Diğer canlı türlerinin hepsinin aksine,yalnızca biz kendi çevremizi geniş ölçüde biçimleyebiliyoruz (çoğu zaman da kendi zararımıza). Şimdi kaderimiz doğal çevrinin bize etkilerinden çok, bizim kendimizin dünyaya yaptıklarımızla belirleniyor. Bu olguya ‘kültürel evrim” diyoruz. Tümüyle yeni bir oyun. Düşüncelerimizi haplarla değiştirebilir, havayı, suyu, besinleri zehirleyebilir, genlerimizi bozabilir bazı hayvan türlerini yeryüzünden hepten silebilir, enerji kaynaklarımızı bize gerçekten gerekmeyen şeyler üreterek harcayabiliriz. Diğer yandan, yaşam süresini uzatabilir, hastalıkları ortadan kaldırabilir, sefaleti azaltabilir, güzelliği, rahatlığı, neşeyi yaratabiliriz.

Zehirle doldurduğumuz havayı müzikle de doldurabiliyoruz!

Hem güzellik ve neşe yaratmak, hem de anıtsal sefaletleri oluşturmak için hemen hemen sonsuz denebilecek bir yeteneğimiz var. Evrimin bütün yaratıkları için yaşamı daha iyi yapmak görüşünde ve isteğinde olup olmadığımızın yanıtı geleceğin örtüsü altında gizli. Ama emin olabileceğimiz bir nokta var: Merakların özgürce tatmin edilmesini engelleyen toplumun, geleceğe bırakacak çok şeyi olmayacaktır. Anlamak için araştırmak, açlık ve seks gibi temel bir dürtümüzdür. Araştırmayı sürdürüp yine araştırmanın kendisi içinde ödülümüzü bulmalıyız.

Bilgi birikimimizi, kocaman yaşayan bir kütüphaneye benzetebiliriz. Çağlar boyu kazanılmış bilgi orada herkesin incelemesine açık. Yeni yeni ciltler raflarda yerlerini bulmaya devam ediyorlar. Kitap adları arasında, dünya üzerine kesinlikle bildiğimiz herşey var. Bunlar gelecekteki bilgiyi kurmak için temeli oluşturuyorlar. Herşeyi anlamamızı sağlayacak, daha çok ciltlerimizin olmasını isteyebilirdik; belki böylece insanın açgözlülüğünü denetlenebilir, daha çok akıl ve sevgi elde edebilirdik. Ama bazı şeyler henüz yazılmamış durumda! Yazılmamış ciltlerin eksikliği, raflardakilerin değerini azaltmamaktadır.

Bazılarına göre bilim yoluyla sağlanan bilgi, bilinmeyen esrarlı konuları kaba ve duygusuzca aydınlatarak, yaşamı “insanlık dışı” hale getiriyor. Bilimin neleri aydınlattığını gördükçe, kendi yapımızdaki akıl almaz güzelliğe ve “marifete” hayran olmamak elde değil. Derimizin altındaki DNA, RNA ve protein arasındaki hızlı alışverişi anlamakla kazançlımıyız? Yoksa bir şeyler kaybettik mi? Okuyucularımın kazançlı olduklarını hissettiklerini umarım. Moleküllerin işleyişini anlamaktan, hiç hoşlanmayanlar, kendi kişisel gerçeklerini” beslemek için doğanın gizlerini olduğu gibi bırakmak gereksinimi duyanlar da bilimin, yalnızca bilinmeyenin yüzeyini hafifçe çizmiş olduğunu öğrenerek rahatlayabilirler. Keşfedilmeyi bekleyen bilgi, hala şimdiye kadar açığa çıkanların kat kat üzerinde. Merak, güzellik, ilham, düşleme, büyü, esrar ve gönlünüzün seçtiği tanrılar için şimdi de her zaman ki kadar çok yer var.

Hayatın Kökleri
Bölüm: Araştırma
Mahlon B. Hoagland
Çeviri: Şen Güven

2 kişi bu yazıyı beğendi.

İlişkili Yazılar

  • Yaşamın Başlangıcına İlişkin Senaryo
    Hangisi önce geldi, tavuk mu yumurta mı? Bu çok duyulmuş bir sorudur, ama yanıtlanamaz. Yanıtlanamamasının sebebi "tavuk yumurtadan, yumurta tavuktan, vs." diye zaman içinde bitmez tükenmez bir geri...
  • Doğal Seçme ve Evrimi Anlamak
    Aynı yaşta ve aynı derecede sağlıklı, biri şişman biri zayıf iki insan kuzey Atlantik denizinde sandaldan suya düşseler, şişman insanın yeniden karayı görmesi olasılığı daha kuvvetlidir. Bunun iki n...
  • Evrim: Değişim ve Çeşitlilik
    Yaşamın temel prensiplerinin anlaşıldığı parlak buluşlar dönemi boyunca, Sovyetler Birliğinde genetik ve evrim araştırma ve uygulaması bir şarlatan tarafından denetleniyordu. İşe yaramaz bir b...
  • Krishnamurti: Hakikat Yolsuz Bir Ülkedir
    Bu son on yılda Krishnamurti'yle yaptığım üçüncü söyleşiydi ve üç söyleşiden en ilgi çekeni olanıydı. Bu, kısmen 1985'de Temmuzun ortalarında hoş bir çisenti halinde yağmur altında, Krishnamurti'nun...
  • Mars ve Phoenix Mars Mission
      Mars ya da Merih, Güneş Sistemi'ndeki, Güneş'ten itibaren dördüncü gezegendir. Bu gezegen Roma mitolojisindeki savaş ilahı Mars'a ithafen bu adla adlandırılmıştır. Literatürde kullanılan diğ...
  • Dünya’nın Sınırlarının Gökbilimsel Tarihi
    Aristoteles öğrencilerini lisenin iki yanı ağaçlı yollarından, bilgeler yolundan uzaklara götürürdü. İskenderiyeli bilim adamları daha da uzaklara gitmişlerdi. Bilge kişilerin yolu kendilerini dağla...
  • Cadı Kültü ve Ortaçağda Cadı Avı
    Cadılık ateizmdir; ateizm ise en büyük suç ve günahtır. Cadı şeytani araçlar yardımıyla bir şeyi denetlemeye ve yürütmeye "bilinçli" olarak çalışan kimsedir. Bilinçli olması hukuksal olarak cadılığa...
  • Herşeyin Teorisi ve Sicimler
    John Schwarz ve Michael Green, 1984 Ağustosunda nihayet her şeyi bir araya getirmeyi başarabildiler. On yılı aşkın bir süredir, görülmedik derecede zor matematik işlemlerinin yapılmasını gerektiren ...
  • Drake Denklemini Değerlendirmek (Dünya Dışı Akıllı Yaşam)
    Artık öylesine alıştık ki, neredeyse o harıl harıl aradığımız dünya dışı uygarlıklardan bir haber gelse, kimse dönüp bakmayacak bile. Öyle ya, her yıl olmasa bile ikide bir Han Solo ile izbe bir u...
  • Suarez-Scarani Kuramı
    Bir sırık, ışık hızına yakın hızla bir ahırın içinden geçerse ne olur? Ahırın içindeki bir gözlemci, sırığı kısalmış, ahır kapılarını da kapanmış görür. Sırığı taşıyan koşucunun gördüğüyse, en az bir ...

Leave a Reply

canada goose jacka canada goose jakke canada goose trillium canada goose canada goose parka canada goose jakker montebello canada goose canada goose trillium parka