Dünya’da Organik Yaşamın Başlangıcı

Ünlü bilim dergisi Science, 25 Haziran 1999 tarihli sayısını, “Evrim Kuramına ve Evrim Kuramının Gerçekliğine” ayırdı1. Bu sayı için giriş yazısı yazan ünlü evrimci Stephen Jay Gould şöyle demekte:
“Evrim bir gerçektir ve ancak gerçek bizi bağımsızlığa kavuşturabilir!”
ve Gould eklemekte,
“Darwin’in ilk teorileri açıklandığı zaman, aristokrat bir soylu ‘Darwin’in söylediklerinin doğru olmadığını umalım; ama tutun ki doğru, o zaman tüm dünyaya yayılmaması için dua edelim!’
demişti; ne yazık ki, 21. yy.la girerken, bu sahışın söyledikleri çıktı: Evrim Kuramı doğru, ama dünyanın çoğunluğu, en azından ABD ulusunun büyük kısmı tarafından bilinmiyor ” 2. Gerçekten de, 21. yy.la girerken, Evrim Kuramının gerçekliği hakkında onca yayın yapılmasına, onca kanıt bulunmasına karşın, bilim insanları ile halk arasında Evrim Kuramını değerlendiriş açışından uçurumlar mevcut. Bu konudaki en büyük zorluk, öncelikle, Evrim Kuramı ile ilgili bazı biyolojik, kimyasal, fizyolojik, paleontolojik bilgilerin anlaşılabilmesi için yoğun bir bilim eğitimine, detaylı anlaşılmış bazı kavramlara gereksinim duyulması. İkinci önemli zorluk ise, Evrim Kuramını açıklarken ifade edilen bazı kavramların (örneğin milyon yıllarda gelişen evrim, doğal seleksiyon, biyokimyasal protobiogenesis vb.) günlük hayatın mantığı ve yaşantısı açısından pek de kolay anlaşılamaması. Bu konuda Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (National Academy of Sciences) son yayınladığı halk kitabı “Science and Creationism” (Bilim ve Yaratılışçılık), bu konudaki en yetkili ağız tarafından son noktayı koyuyor ve Evrim Kuramının bir gerçek olduğunu savunuyor 3, 4. Türkiye’de de “İslamcı Bilimsel Yaratılışçıların aktivitelerine ” karşı TUBA ve bir grup bilim insanı da bazı açıklamalar yapmıştı (5, 6, 7).
ABD’de ve diğer Hiristiyan ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de ortaya çıkan “Bilimsel Yaratılışçılık” akımları, bilim ile yaratılışçılığı birbirine bağdaştırmaya çalışıyordu8 ; üstelik Evrim Kuramını savunan bilim insanlarına karşı dev bir karalama kampanyasına girişerek, bilim insanlarını sindirmeyi amaçlıyordu. Bu konuda yazdığım yazılar nedeniyle ben de, diğer bilim insanları gibi büyük saldırılara maruz kaldım 4, 9, 10. Türk bilim insanları olarak, gerek halkı gerekse diğer bilim insanlarını ve aydınları bu konuda bilgilendirmek konusunda çok ciddi sorumluluklar taşıdığımıza inanıyorum. Bu sorumluluklardan birisi, “kendini bilimsel elit zümre olarak görüp, bilimsel yaratılışçıları yanıt verilmeyecek kadar küçümsemek yerine”, onları iddia ettikleri her hipotezde çürütmek ve yapmakta oldukları çarpıtmaları ve bilimsel sahtekârlıkları, halkın önünde anlaşılır bir dille ve bilimsel kaynaklarla yüzlerine vurmak!
Dünya’da yaşamın başlaması ile ilgili en önemli sorulardan ve problemlerden birisi, primordial (ilk) koşullarda canlıların ana yapı taşları olan organik moleküllerin nasıl meydana gelebilecekleri konusuydu. Bilimsel yaratılışçıların hipotezlerine göre, tüm organik madde ve biyolojik yasam bir anda, doğaüstü bir gücün “OL!” demesiyle belirli bir hedefe ve çok akilli bir dizayna göre yaratıldı. Bilim ise bu konuda farklı bir görüşe sahip, özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar Dünya’da ilk organik maddenin oluşumu konusunda yeni bir bakış açışı getirdi 11, 12, 13, 14, 15.
Stanley Miller Deneyinden Günümüze
Dünya’da yasamın başlaması için, yaşamın temel tasları olan organik maddelerin, aminoasitlerin ve DNA ile RNA’nın yapısında var olan nukleik asitlerin bir şekilde dünya ortamında (okyanuslarda, gollerde, sıcak su kaynaklarının aktığı yerlerde) bol miktarda var olması gerekmekteydi. Bu konuda doğru fikir yürütebilmek için, 4,5 milyar yıl önce soğuyarak, var olan dünya gezegeninin atmosferi ve içerdiği elementler konusunda doğru tahmin yapmak gerekliydi. Bu konudaki ilk tahminleri Oparin (16 ), Haldane (17), Urey (18) yapmışlardı. Onlara göre ilk dünya atmosferi metan (CH4 ), amonyak (NH3), su buharı (H2O) ve moleküler hidrojenden (H2) oluşmaktaydı. İlk atmosferde oksijen (O2) bulunmadığı pek çok araştırıcı tarafından fikir birliği ile kabul edilmiştir. Ama en önemli sorun dünyanın gençlik günlerine ait bilgi alınamamasıdır. Bilinen en yaşlı kayalar olan Gronland’daki Isua kayaları bile 3,8 milyar yıl yasındadır.
Yaklaşık 700 milyon yıl – 1 milyar yıllık döneme ait hiç bir iz, kanıt ve bilgi yoktur; bu da ilk atmosfer veya ortam konusunda tahmin yapmayı çok güçleştirmektedir. Tahminler, olası modellere göre yapılmaktadırlar ve spekülasyonlardan ibarettirler. William Rubey (19), Holland(20), Walker (24) ve Kasting’e (25) göre ise, başlangıçta çok az miktarda amonyak mevcuttu; atmosferde başlıca karbon dioksit (CO2), nitrojen (N2), su buharı (H2O), biraz da karbon monoksit (CO) ve hidrojen gazi (H2) vardı. Son yıllarda bu görüşün bilim ortamlarına hakim olmasına rağmen, kimse 4 milyar yıl öncesine gidip, ortamda amonyak olup, olmadığını gözlemlememiştir. Ayrıca, uzaydan her yıl 40 000 ton toz yeryüzüne düşmektedir, gerek bu tozda, gerekse uzaydan gelen meteoritlerde HCN (hidrojen siyanit), CO2, Formaldehid, CO (karbon monoksit), aminoasitler ve organik maddeler bulunmuştur; günde uzaydan dünyaya 1999 verilerine göre dökülen tozla birlikte 30 ton organik madde düşmektedir (13, 21, 22, 23). Dünya koşullarında amonyağın ve organik madde sentezinin çok az olması durumunda bile organik maddeleri oluşturan bileşenlerin ve bizzat organik maddelerin uzaydan yeterli miktarda gelme olasılıkları her zaman vardır. İlk atmosfer koşullarında hemen hemen hiç oksijen olmadığı hesaba katılırsa, organik maddenin “yaratılmadan” dünya ortamında ilk gazlar ve çözünmüş iyonlardan sentezlenmesi de mümkündür. Oksijensiz donem 2-2.5 milyar yil kadar sürmüş, siyanobakterilerin atmosfere verdikleri oksijen sayesinde atmosferde ilk dünya canlıları için bir zehir olan oksijen miktarı mavi gezegende artmıştır (9).

Stanley Miller
Chicago Universitesinde, Harold Urey’in ogrencisi Stanley Miller 1953′te dunyayi yerinden sarsan unlu deneyini gerceklestirdi 26. Urey’in varsayimina uyan (metan, amonyak, hidrojen ve su) gaz kosullarinda, 150-200 bin voltluk akimi gazlarin bulundugu ozel aparattaki karisimdan gecirdi, sonuc cok sasirticiydi pek cok temel organik madde bu enerjinin verdigi etki sonucunda gazlari bir reaksiyonla birlestirmis, Glisin, Alanin, Aspartik asit, Glutamik asit (bu dordu temel amino asitler), Formik asit, Asetik asit, Propionik asit, Ure, laktik asit, ve diger yag asitlerini olusturmustu (26, 27). Deney Pavlovskaia ve Peynskii tarafindan Rusya’da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya’da; Abelson tarafindan ABD’de, cok farkli bilesikler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi; oksidasyonun engellendigi ve metan, amonyak ve su buharinin oldugu kosullarda hep amino asitler ve organik maddeler olustu (28); Gabel ve Ponnamperuma, cok farkli enerji ortamlarinda (isi, radyasyon, lineer akseleratorden cikan parcaciklar, mikrodalgalar vb) benzer sonuclar buldular, ayrica bazi seker molekullerini de primordial ortamda sentezlemeyi basardilar (28). Genetik materyeli tasiyan DNA ve RNA’nin temel taslari olan nukleik asitlerin bazilari da ilk atmosfer sartlarinin farkli bicimlerde ele alindigi kosullarda kimyasal olarak sentezlendi ve nukleik asitlerin temel yapi taslarinin primordial ortamda yeterli temel madde ve enerji sonucunda kendiliginden olusabilecegi gosterildi (9, 11, 12, 13, 14, 28, 29, 30).
Yaratılışçılar, ilk dünya koşullarında amonyak olmadığını, Miller’in ise soğuk tuzak denilen bir yöntemle amino asitleri elde ettiğini, Miller’in koşullarının bilinçli olarak çok yapay hazırlandığını ve sonuçların bilimsel bir sahtekarlık olduğunu söylemektedirler. Öncelikle Miller’in düzeneği tabii ki yapaydır; ama biyokimyada yapay olmayan koşullarda kontrollü deney yapılamaz ki; soğuk tuzak denilen ve reaksiyon ürünlerini soğutan bir düzenek kullanılmış olabilir; ama Doğa’da bunun bir benzerinin var olmadığını söylemek, üstelik de 3.5-4.5 milyar yıl öncesinde gelişen olaylardan çok emin ifadelerle bahsetmek ancak, Yaratılışçılar gibi bilimi ayaklar altına alan, çıkaracakları sonuçlara önceden fikse olmuş insanlarda görülebilen bir düşünce hatasıdır. Örneğin okyanusların tabanlarındaki sıcak su kaynaklarının birden soğuyarak okyanusa karışması bahsedilen “soğuk tuzağı” doğal koşullarda oluşturabilir; doğadaki bugün tahmin edilemeyen pek çok yapı bunu meydana getirebilir. Nitekim sadece sıcak su kaynaklarında mevcut bu işinin bile sığ okyanus sahillerinde suda çözünmüş amonyum (NH4), metan (CH4), karbon dioksiti (CO2) (veya su yüzeyindeki atmosferdeki gazları da katarak) reaksiyona sokabileceğini gösterir. Organik maddelerin ve ilk yaşamın denizlerdeki, gollerdeki, volkanik ortamlardaki sıcak su kaynaklarının bulunduğu yerde oluştuğu konusunda pek çok fikir de ortaya sürülmüştür (12, 21, 30 ).
Ortamda amonyağın cok az olması koşullarını Miller tekrar irdelemistir (21). Primordial kosullarda, atmosferin redukleyici (elektron kazandirma) ozellikte oldugu dusunulmektedir, ama kesinleşmiş bir bulgu yoktur. Atmosferde var olan amonyak’in bir kisminin amonyum (NH4 ) iyonu olarak okyanuslarda çozuneceği bilinmektedir (29); atmosferde cok az miktarda amonyak olmasi kosullarinda bile, su ortamlarinda ya da sicak su kaynaklarinin oldugu, okyanusun sig ve atmosferle bulustugu sahillerde amonyum iyonu, atmosferde cok az miktarda bulunan amonyak, metan gazi ve karbon dioksitle reaksiyona girecek ve organik bilesikleri olusturacaktir (21) . Miller, eser miktarda amonyakin bulundugu ortamlarda yaptigi deneylerde bile organik maddelerin ve amino asitlerin sentezlenebildigini gormustur (21).
Yaratiliscilarin baska bir iddiasi, Miller deneyinde sag elli (D-dextro izomeri) ve sol elli (L-levo izomeri) amino asitlerin esit miktarlarda sentezlendigi, halbuki yasamda gorulen 20 cesit amino asitin tumunun sol elli oldugu, oyleyse organik maddenin ve canli yasamin belli bir amacla ve dizaynla yaratilmis olmasi gerektigidir. Oncelikle, 1993′te Arizona State Universitesinden John R. Cronin uzaydan gelen meteoritlerde ve donmus tozda daha fazla L-aminoasitlerine rastlandigini ispatlamistir 13; bu, dunyada varolan ve amino asitlerle reaksiyona giren maddelerin zamanla sol elli amino asitleri tercih etmesini saglayabilir (13). Ikincisi, molekuler yapilardaki zayif kuvvet(weak force) birbirinin ayna goruntusu olan molekullerde (yani izomerlerde) farklidir. Bu bir molekul icin cok ufak bir farktir, ama molekuller bir araya gelince etki buyur. Yani bir molekulun reaksiyona girerken veya suda cozunmus bulunurken icinde bulunan molekuler bag yapma yetenekleri ve belli bir konfigurasyonda dururken gereksimleri olan enerji onlarin doga tarafindan secilmelerini saglamaktadir. Doga tasarruf etmekten yanadir ve genelde en az enerji formunu tercih eder; L ve D formlari arasindaki enerji farki cok az da olsa, yapilan hesaplara gore en az enerji ile durabilen izomer, yaklasik 100 bin yilda dogada % 98 olasilikla baskin bulunan izomer formunu olusturacaktir (31). Ucuncu ve guclu bir olasilik, primordial kosullarda, su anda bilmedigimiz ve ilk dunya kosullarinda var olan ve sol elli amino asitlere baglanamayan bir X maddesinin ozellikle D-(sag elli) amino asitlerle birleserek kelat (cozunmeyen bilesik) olusturmasi ve onlari gol veya okyanus dibine cokertmesidir. Bu ise sol elli amino asitlerin bir anda dogal seleksiyonla artmasini ve dogada daha fazla kullanilabilir hale gelmesini cok kolay saglayabilir. Fakat kimse 4 milyar yil onceye gitmemistir; o gunden bu gune de tek iz kalmamistir; bilimsel yaratiliscilar ne soylerlerse soylesinler, 4 milyar yil onceye ait kesin kanitlarla Evrimcilerin karsisina gelmeden Evrimcilerin hic bir soyledigini curutmus sayilamazlar; ustelik, bilimsel yaratiliscilarin buyuk bir cogunlugu, binlerce kanita ragmen, dunyanin 4.5 milyar yasinda degil, cok daha genc olduguna inanmaktadir (10 bin yil gibi)… Son bulgular, pek cok organik maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu ispatlamistir. Dunya’da okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon dioksit, amonyak’tan sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi NASA’nin arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik madde uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla, meteorlarla gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 4) ton (10000 ton) cesitli organik madde dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 9 x 10 4= 1013 ton (10′un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000 000 ton organik madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri reaksiyonlar da isin icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini atabilir.
Halley, Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu kanitlanmistir (13). Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin) cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA’daki bilim adamlari, ER2 tipi ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler. Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50′den fazla organik kokenli karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara, quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70 farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya’daki yasantida kullanilan amino asit sayisi ise sadece 20′dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha fazlasini hediye etmektedir ! (13)
Dünyada Organik Yaşamın Başlaması / Uzaydan Gelen Organik Madde
Son bulgular, pek cok organik maddenin uzaydan gelen tozda, meteorlarda bulundugunu ispatlamistir. Dunya’da okyanuslarda ve atmosferde amonyum, metan, karbon dioksit, amonyak’tan sentezlenebilen organik maddenin, uzaydan da gelebilecegi NASA’nin arastirmalarinin kesin bir sonucudur (13). Eger gunde 30 ton organik madde uzaydan dusen tozla dunyaya karismaktaysa (kuyruklu yildizlarla, meteorlarla gelenleri saymiyoruz) yilda, (10 4) ton (10000 ton) cesitli organik madde dunyada okyanuslara karisir. Bu ilk bir milyar yil icin 10 9 x 10 4= 10 13 ton (10′un yaninda 13 sifir) ya da 10 000 000 000 000 ton organik madde eder. Bu miktarda organik madde, dunyada girdikleri reaksiyonlar da isin icine katilirsa, kesinlikle ilk yasamin tohumlarini atabilir.
Halley, Hale-Bopp, Hyakutake isimli kuyruklu yildizlarda pek cok organik madde oldugu kanitlanmistir 13. Bir kuyruklu yildiz, gunes sisteminin sicak bolgelerinden gecerken, bir kismi erir, gaz ve toz olarak dunyanin (veya basak gezegenlerin) cekimine kapilip, zamanla dunyaya duser. NASA’daki bilim adamlari, ER2 tipi ucakla, yaklasik 62 000 feet yukseklikte bu tozlari toplayabilmektedirler. Scott Sandford, bu partikulleri analiz ettiginde % 50′den fazla organik kokenli karbona rastlamistir (13). Meteoritlerde ise, ketonlara, nukleobazlara, quinonlara (klorofil benzeri yapilarda yer alir), karboksilik asitlere, ve 70 farkli cesit amino asite rastlanmistir. Dunya’daki yasantida kullanilan amino asit sayisi ise sadece 20′dir, yani uzay bize ihtiyacimiz olandan cok daha fazlasini hediye etmektedir ! (13)
Daha ilginç bir bulgu ise Louis Allomandola’nin uzay koşullarının simulasyonunu yaptığı deneylerden gelmiştir(13). (Bununla ilgili Scientific American’daki Temmuz 1999, resimleri kullanabilirsiniz). Bu deneyler çok düşük ısılarda ve sıcaklıklarda, ultraviyole radyasyonunun kimyasal bağları yıkabileceğini; hatta içinde dönmüş metanol ve amonyak (uzayda bulunduğu oranda) bulunan buzlasmis toz kitlelerinde, ultraviyole ışınlarının ketonlari, nitrilleri, eterleri, alkolleri, hatta heksametilentetramini (HMT) oluşturabileceğini göstermiştir. HMT asidik ve ılık ortamda amino asitleri oluşturur. Bu deneyler son yıllarda gerek NASA, gerekse üniversitelerdeki bilim insanları tarafından tekrarlanmış benzer sonuçlar bulunmuştur (13). Bu su demektir: uzayda dönmüş buz kitleleri olarak seyahat eden moleküller statik değillerdir; uzaydaki farklı ışınların ve ultraviyole enerjisinin etkisiyle sürekli içlerindeki kimyasal yapı değişime uğramaktadır, bu değişim, özellikle daha yüksek ısılı, ışınlı ve enerjili güneş sistemi bölgelerine girince artmaktadır. Yani gerek uzaya dağılan tozlar, gerek meteorlar, içlerinde dünya gibi uygun koşullara sahip gezegene ulaşınca yaşamın temel taşlarını oluşturacak tüm bileşenleri, organik maddeleri fazlasıyla taşımaktadırlar. Üstelik 4.5 milyar yıllık dünya tarihini, kolay anlayabilmek için, 1 saatlik bir zaman dilimi olarak alırsanız, doğa ilk 55 dakikayı, bu temel yapı taşlarını ve tek hücreli yaşamı oluşturmak için harcamış, geri kalan beş dakikada da diğer tüm bitkileri, çok hücreli organizmaları meydana getirmiştir.
SONUÇ: Dünya’da organik yasamin başlaması için, büyük olasilikla temel yapi taşları hem uzaydan gelmis hem de milyarlarca yilda, uzaydan gelenlerin de etkisiyle dunyada okyanuslarda, sicak su kaynaklarinin okyanusa karistigi yerlerde, batakliklarda, volkanik yapilarin okyanusla birlestigi yerlerde vb. ortamdaki serbest enerji sayesinde sentezlenmislerdir. Amino asitler, nukleik asitlerin yogunlastigi ortamlarda thermal proteinler ve RNA, oto-katalitik RNA buyuk olasilikla ilk genetik bilginin sekillenmesinde rol oynamislardir (11, 12, 14, 30) . Burada su temel unsurlar unutulmamalidir:
- Bahsedilen sureler insan zekasinin kavrayabilecegi surelerin cok otesindedir. Bahsedilen sureler, milyon degil, milyar yillardir. Dort milyar yil, 50 yillik bir insan jenerasyonu goz onune alinirsa yaklasik 80-100 milyon jenerasyon demektir. Homo sapiensinortaya cikisindan beri ise sadece yaklasik 500 jenerasyon gecmisti.
- Dogada kararli yapilarin olusmasi cok zordur. Belki bir tek kararli yapinin olusmasina karsi, binlerce katrilyon kararsiz yapi bozunup gitmektedir; biz bilgiyi bu gune kadar gelebilen kararli yapidan alabilmekteyiz; kararli yapilarin gelismesini saglayan reaksiyon ve biyolojik olay sayisi ise neredeyse sonsuzdur .
Dr. Ümit Sayın
Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi
1) Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2045-2220.
2) Ibid., pp: 2087.
3) NAS, “Science and Creationism: A view from the National Academy of Sciences”, 1999, National Academy Press.
4) Umit Sayin, “ABD’de Bilimsel Yaratiliscilibgin Coküsü”, Bilim ve Ütopya, Aralik 1998.
5) TUBA bülteni, 10:2, 1998. Ayrica TUBA’nin web sayfasina (http://www.tuba.org.tr) bakabilirsiniz.
6) “Kamoyuna Duyuru” (Birinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 7 Kasim 1998.
7) “Bilime Gerici Saldiri” (Ikinci Bildiri), Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 30 Ocak 1999.
8 ) Harun Yahya, “Evrim Aldatmacasi”, Vural Yayincilik, 1997.
9) Ümit Sayin, “Yaratilmayis: Yasam Nasil Basladi”, Bilim ve Ütopya, Ekim 1998.
10) Ümit Sayin, “Uctu Uctu Dinozor Uctu”, Bilim ve Utopya Kasim 1998.
11) Albert Eschenmoser, “Chemical Ethiology of Nucleic Acid Structure”, Science, 25 Haziran, 1999, 284 (5423):2118-2123.
12) Andre Brack, editor, “The Molecular Origins of Life”, Cambridge University Press, 1998.
13) Max P. Berstein, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola, ” Life’s Far-Flung Raw Materials”Scientific American, Temmuz 1999, 281:42-49.
14) Leslie E. Orgel, “The Origin of Life on Earth”, Scientific American, Ekim 1994, 271:76-83.
15) Gerald F. Joyce, “Directed Molecular Evolution” Scientific American, Aralik 1992, 267:90-97.
16) A.I. Oparin, “Origin of Life”, Mc Millen, New York.1938
17) J.B.S. Haldane. “Origin of life”, Rationalist Annual, 1929
18) H.C. Urey. “On the early chemical history of the earth and the origin of life”, Proc. Natl. Acad. Sci., 1952.
19) W.W. Rubey, “Development of the hydrosphere and atmosphere, with specail reference to probable composition of the early atmosphere”. In Crust of the Earth, ed. A. Poldervaart HDpp:631-650,1955.
20) H.D. Holland, “The chemical evolution of the atmosphere and oceans”. Princeton University Press, 1984.
21) Stanley Miller, ” The Endogenous Synthesis of Organic Compounds”, [ Andre Brack, editor, "The Molecular Origins of Life", Cambridge University Press, 1998.] isimli kitapta. sayfa: 59-85
22) C.F. Cyba, C. Sagan, ” Endogenous production , exogenous delivery and impact-shock synthesis of organic molecules: an inventry for the origins of life”, Nature, 355:125-132, 1992.
23) C.F. Cyba, P.J. Thomas, L., L. Brookshaw, and C. Sagan. ” Cometary delivery of organic molecules to the early Earth”, Science, 249:366-373, 1990
24) J.C.G. Walker , “Evolution of atmosphere”, Macmillen: New york, 1977
25) J.F. Kasting. ” Earth early atmosphere” Science, 259:920-926, 1993..
26) S.L. Miller, “Production of amino acids under possible primitive Earth conditions” Science, 117:528-529, 1953.
27) S.L. Miller, and H. C. Urey, “Organic compound synthesis on the primitive Earth”, Science, 130:245-251, 1959.
28) Cyril Ponnamperuma, “The Origins of Life”, Thames and Hudson, 1972.
29) J.L. Bada and S.L. Miller, “Ammonium ion concentration in the primitive ocean” Science, 159:423-425, 1968.
30) Richard Montanesky, “The Rise of Life on Earth”, National Geographic, Mart 1998. S: 54-81.
31) Ian Stewart, “Nature’s Numbers”, Basic Books, New York, 1995.
Powered by Hackadelic Sliding Notes 1.6.5





















Hepsini okumaya gerek bile görmedim burda açıkça bir hedef alma gördüğümden ötürü.Gerçekten bu islamla bir kavga modeli değilde bilimsel bir çalışma olsaydı islami inanışlar üzerinden anlatılmazdı.Ayrıca islamı açıdan da birçok yanlış içeriyor.İnsan birşeye karşı çıkarken ne olduğunu bilmeli değil mi…Bu metni gönderin bir ilahiyatçıya tek tek saysın size.Önerim Mustafa İslamoğlu..Adnan Hocacılardan da değil diyanettende bağımsız bir islamı bakış açısıyla hataları tek tek göstersin size..
İstediğiniz kadar aptal bu insanlar anlamıyorlar yaa falan deyip durun.Ben Yaratılışçı kalmaya ve çocuklarımıda bu şekilde büyütmeye devam edeceğim.Çünkü sizin sandığınız gibi tüm bu bilimsel kanıtlarınızda islamla çatışan noktalar göremiyorum..
İslamla çatışan noktalar görmemeniz, kitaba göre herşeyi uyarlıyor olmanızdan kaynaklanıyor. Bir “kapı” bana göre apaçık bir tanım ve tasvir sunar. Ama iş metaforlara geldi mi, “Kapı” metaforu aklınıza gelebilecek türlü mecazları kapsar.
Mustafa İSLAMOĞLU, eskiden gelme fikirlerin geçerli olmadığını görünce, sonradan bilimi “tekamül”den geçirip kendi tarafına kazanmaya çalışan bir Mecaz-i Ahkâm, Mecelle-i Ahkâm yaratan yeni nesil bir Kuran tefsircisidir.
Kapı ona göre Kapı değildir. Kapının siyasetçi gibi, Demirel gibi sabit olmamasının bir anlamı var. Çünkü vakit eriştiğinde, zamanı geldiğinde, muhalefet olduğunda ona göre uyarlama yeteneği kazanacaktır…
Bir gün bilim Evrim yanlış, yanıldık der ise, rotasını ilk değiştiren de bu şahıs olacak…
Görmek isteyenler için elbette bir şeyler bulunur. Sorun görmek istememenize rağmen bir şeylerin bulunup bulunamayacağı. Örneğin siz ne kadar yer çekimini görmek istemeseniz de göreceksiniz, kaçarı yok. Görmek istedikten sonra tost ekmeğinde İsa peygamber, duvar çatlağında Meryem ana, koyunun sırtında Allah yazısı, ayın yüzeyinde insan yüzü görebilirsiniz. Ancak bu türden “delil”leri objektif bir şekilde ele aldığımızda hiç birisi doğaüstü şeylerle açıklanmıyor, hepsinin nedensel ve maddi sebepleri var. Objektif olarak bakan hiç kimse yaratılışçıların “delil”lerini kabul etmiyor.
Yazıyı okumamanız ise tam bir fiyasko!
“Yaratılışçı kalmaya ve çocuklarımıda bu şekilde büyütmeye devam edeceğim.Çünkü sizin sandığınız gibi tüm bu bilimsel kanıtlarınızda islamla çatışan noktalar göremiyorum..”
demiş isiniz.
Nasıl isterseniz? Çoçuklarınız umarım bir gün, size rağmen pozitif bilimin öznel gücünü keşfedeceklerdir…
sayin ümit sayin konuya güzel değinmiş, sonuç olarak yaşamin temel bileşikleri olan aminoasitler , hidrokarbon ve amonyak kökünden basit enerjilerle üretilebilecek yapidadir. metan, amonyak (ya da çözünmüş amonyum) ve suya elektrik akımı, isi, uv işini ve diğer enerji kaynaklari etkidiğinde bu bileşikler laboratuvar ortaminda tekrar tekrar sentezlenebilmiştir.
ilk dünyada (hedeyan) bu durum sonsuz çoklukta tekrarlanmiş olmali, sonra bunlar sularda birikerek, zamanla polimerizasyona girmiş ve yaşamin gelişimine yol açan kompleks yapilara doğru ilerlemiştir.