Gönülden Ay’a Kalbur Seyahat!
Ah, evet, kuşkusuz! Paçavralarının gümüş suyu balçıklarından yağmura karşı bağırırdın hep: “Tek harf olacak senin yazdıkların! Evet! Başka ne için kullanılacaklar?”
-Tek harf! Orası çamur! Yapraklar üzerine bile derinliğine çize çize ve öldükten sonra bile ve belki bin yıl sonra da!
Beyaz bir “basacakları feryatlar”ı olan ev-lilik bağışlayan masalar, budalaca konsalardı eve, ancak bu kadar kafa ve bacaklara elverişli olabilirlerdi. Uyuşmamış çiftlerin en kinci olduklarını biliyorum, üstünde plastik bir tabak, içinde söz vermemiş “hatalı yazılmış” seklinde sözler:” Zaten biliyoruz biz maviyi, plastik helikopteri ve limlenmis ayı! Zaten biliyoruz biz seni, bize çok tanıdıksın, yukarı doğru ürememizde yufka bir sözleşme, süresi çoktan ödenen!” İm ve an ödenen!
Bos bir iskemle, dürüst kişilerin yağmacısı olduğunu bilerek ileride geleceklerinin düğmesine basan “sevi” kültünü doğruluyor… Çünkü toprak büyüktür sadece, sırtlamış yaşamın tek başlılığını… Bu toprak için değil, kimse henüz bu yolun sonuna varmadı. Bu ağır düşünceler akıtan bir horgörü için değil, henüz zamanın kendi bile yuvarlak. Bir düş imi ve alacakaranlık bir an, mahzun ve sert, dudakları sıkılmış… Bu yaşam rengi sarınmış sana anlatacağım bilmece, meydan okurcasına korkak ve hesaplamaktan kaçan, hüküm giymiş kendini taşlamaya… Bu bilmece yüzüme ruhunun zımbalandığı kişiye!
Hafif “o diyemediğin, geleceklerinin nasıl olacağını sekilendiren” müzik! Kıymetsiz bir uçurumlu düşünce! Ve şık, mezarlara bile dinletilecek kadar gök gürültüsü! Baştan aşağı tüm düşünceni kaplayan derinliğini ışığa çevirdin! Geliyor işte ses, uçurumum benim işitiyor, derinliğimi çevirdim, sözlerle ezgilerin buluştuğu bu aniden söken şafağa! Bu şafak ki her türlü feryattan, budalaca hayatın sözcüsü her uyanık solucandan ve hatalı yazılmış sözcelerden uzak! Ben işte buradayım.
Ben eridim. Dış diye bir şey yoktu. Dışa eridim. Aşılması en zorlu olanın, güzel bir cinnet ve her şeyin üzerinde bir felaketin ardında olduğunu bilen erinti. Gözleri en dar olan yarda aşılması en zor olandı, her göze başka bir göz öte bir raks getirir. Her şey bu erimeye hasret, ağırlaşmış gözlerle hayatın sözcüsü oldum. Odağımı buldum. Ve son derinliğimi bu ışığa çevirdim, aynı anda bir fotoğraf karesini aşarak, “seni nihayet yeniden görmek için”. Bugüne kadar içimdeki hiç kimse bu kadar savaşçı sözler söylememişti, zira dünyam batmadı hiç böyle derin, derinliğim kendiliğinden ışığına çevrildi. Şüphesiz uzun zaman beklemem gerekmeyecek susuzluk duymak için parıldamaya…
İnkisar ve katlı gizli tahayyül. İnsan bugün beklemeyi geceden başka nerde öğrenebilir? Küfrü de öfkeyle doğrulttular, üstüne bastığı insanlar onun sadece deliliğine güldüler. Gece’de kalmak ister mi hep insan? Her türlü hayal bir benzetmece gibi geldi onlara. Ayakları ısıtılan bir yarı ölü haliyle keskin buz gibi bir benzetme. İnsan hep Gece’de kalmak ister mi? Gizlice girmek için benim en gizli düşüncelerime merdiven dayamış, kalp içine! Gece yarısı böyle nefes alışlarımı dinliyorsun! Tutkun sevinçler içinde, edebi azap içinde, kıvranıyorum, işkence içinde… Nedir dinlemek istediğin! Sonsuzluğu vaat ederek birleşiyor alınlarımız, onun için doruklarımın buzunu ve kışını değil, dağımızın bütün güneş kemerlerini kuşandığını gösterir bu derinlik. Budur görülmesi gereken! İnsan bugün beklemeyi geceden başka nerde öğrenebilir -ve ayakla gözün birbirine yalan söylemeyeceği bu yegâne duru sükûtu?
En nihayet ruhumu kendi aleyhine çeviren, bir şair ve büyücü bu! Ruhum hala heyecanlı ve somurtkan bakışlı “sen sahtesin!” diye bahsini eder gerçeğin. Kötü bilgisiyle vicdanı yüzünden donmuş, değişmiş bir kişiydi gördüğü! Ben ihtiyatsız olmak mecburiyetindeyim ve üç, dört, beş manalı olmak… Hayır, hayır, bu çöküş değil ve manalar ne yeterince doğru, ne de yanlış! Bugünüm senindir, yarınım senin, en hassas kişilerin gözleri bile bugün senin ne olduğunu bilecek keskinlikte değil, zira bu keskinlikten uzağa bir deli ancak muvaffak olur. Bugünüm deliliktir, yarınım deliliktir. Bilmek istediğim ve bulmak istediğim kişi, işte orada, usandım artık kendi marifetlerimden, niçin olduğumdan gayri gösteriyorum kendimi? Derin bir sessizlikten sonra sözleri ve zarları tahıl taneleri çiğner gibi çiğneyeceğim uzun müddet, süt misali gönlüme akıncaya dek!
Söyle balım! Bu nasıl huzurlu bir hüzündür? Söyle balım, Tanrı eksik olsun, kimim ben, öyle suyun lıkırdayıp hırıldaması gibi ani olan, kendim olan bir bilmece? Her bir gülümseyişine kütüphane kuran seni devindirecek bir derinlik sarhoşluğu böyle! Tüm derinliğini, ulaşılmaz diplerini, bütün gizli zenginliğini ve çirkinliğini gören, her şeyi gören, içindeki Tanrıyı dahi gören ve insanını dahi gören bir sarhoşluk! Ay doğuyor, bu doğumlardan öyle iyi anlar görünüyorsun ki bana sen, bütün doğuşlar sert olur- bütün büyük sevgilerinin merhametlerinin üstünde olduğu anlardan oluştukları için! Kendime karşı uyardım seni, sen benim en iyi, en kötü bilmecemi ve ne yaptığımı bu doğum anlarında çözdün; ah, benim son sığınağım, benim yegâne anlayanım, sen şahitlik etmeden yaşa içimde, sakın kendini ve benzerlerini mütecessis, aşırı bilmecemsi düşüncelerden – kendini de, şu adamı da kendi iliklerinde dondur, sonra küle ve kara dönüşmek için!
Ne mi arıyorum burada? Göğüs kafeslerimizi birleştirmek için gökleri tutan her “hafriyatı” süpürmek! Bize gönülden (dilse) koca duru bir sükût hazırlamak. Binlerce katlıdır bütün iyi şeylerin kaynağı, bu yüzden yalım yalım dilleri olur bütün duaların… Ne mi arıyorum burada – derinliğimiz ve son gayemizi görmesin diye karsakallı bir yaz göğü icat etmek! Saatimiz geliyor, zira ben sadece kendimin müjdecisiyim ve üstümüzde ne mor gölgeler, ne de hor görü var!
“Sonsuzluğu vaat ederek birleşirken alınlarımız, tekrar bir fotoğrafa dönüşmekten korkarak, hangi ülkede ve ne olarak yaşıyorsan, orada seninle kalmak için” gölgeli kuşkuların uçup gitmesini bekliyorum üstümden. İşte seninle, benim yoldaşım, yaratma ortağım ve şenlik ortağım ol diye, uğruna mükemmelleştirmem gerek kendimi -benim levhalarıma benim irademi yazacak biri ol diye!
En derinden çıkmalı en yüce, kendi yüceliğine ve ancak nesnelerin hemen önünde bir ortagin sıcak nefesini hissederek!




















Silmaril’e ithafen…