abone ol: Sunular | Yorumlar

Felsefe her zaman kuramsaldır?

0 comments

Philosophyb

Felsefenin çeşitli tarifleri şöyle yapılmıştır.

Pythagoros “Başlangıcı; ilim sevgisi, ortası; insanın gücü kadarıyla varlıkların mahiyetini bilip tanıması, sonu da ilme uygun bir şekilde konuşup yaşamaktır.”

Platon “ Görülmesi mümkün olmayanın ilmi”

Aristo “İlk prensipler ve son sebepler hakkında bilgi”

Genel tanımı “Evren hakkında tefekküre dair bir bilgi, teemmüllü bir bilgi”, “Mutlak ilim”, “İlimlerin ilmi”, “İlimlerin izahı”

Descartes(1595-1650)”Felsefe sözünden hikmeti (bilgelik) incelemek anlaşılır. Bilgelikten de, insanın bilebildiği kadar, bütün şeylerin tam bilgisi anlaşılır.”

Hegel (1770-1830) “Önce genel olarak düşünce tarafından nesnelerin(eşyanın) derin bir şekilde incelenmesidir.”

İslam filozofları “Felsefe, eşyanın mahiyet ve hakikatını bilmek, varlığın sebebini açıklama gayretidir. İnsanın kendini bilip tanımasıdır.”

İslam filozofu El-Kindi(öl. M.S. 873) “Felsefe insanın kendisini tanımasıdır. Felsefe sanatların sanatı, hikmetlerin hikmetidir. Felsefe, insanın gücü yettiği sürece külli-edebi şeylerin hakikatlarını, mahiyetlerini ve sebeplerini bilmektir.”

Farabi (870-950) “Varolmaları bakımından varlıkların bilinmesi…”

Muyiddin ibn el-Arabi(1165-1240) “Nesnelerin hakikatlerini oldukları gibi bilmek ve onların varoluşları ile hüviyetleri konusunda hüküm vermek suretiyle, insan ruhunun olgunlaşmasıdır.”

Bertrand Russell “Felsefe henüz tam bilgi sahibi olmadığımız konularda kurguya (spekülasyon) başvurmak demektir”

Gelgelelim bence her felsefe her zaman kuramsaldır. Çünkü onun özünde, – araştırmasının doğrudan nesnesi ne olursa olsun – saf seyre dalış durumunu korumak, zorlamak değil araştırmak vardır. Öte yandan, pratik olmak, davranışı yönetmek, karakteri değiştirmek eski tutkulardır. Felsefe olgun bir içgörüyle sonunda onlardan el çekmelidir. Çünkü konu yaşamın değeri ya da değersizliği olduğunda, sorun kurtuluş ya da kargışlanma olduğunda belirleyici olan felsefenin ölü kavramları değildir. Tersine, belirleyici olan insanın en derindeki kendi doğasıdır, Platon’un söyleyeceği gibi, insana kılavuzluk eden cini kişi kendi seçmez, kılavuzluk edeceği kişiyi cin seçer. Bu cin, Kant’ın dile getirdiği gibi, insanın ‘düşünülür karakteri’dir. Deha öğretilemediği gibi erdem de öğretilemez. Gerçekten, erdem söz konusu olduğun da, soyut kavramlar sanattaki gibi kısırdır. İki durumda da olsa olsa bir araç olarak kullanılabilirler. Bu yüzden törel dizgelerimizin, etiklerin insanları erdemli, kutsal kişiler olma konusunda isteklendirmesini beklemek estetiklerimizin ozanlar, müzisyenler esinlemesini beklemek gibi bir alıklık olacaktır.

Felsefe verileni yorumlayıp açıklamaktan fazlasını yapamaz. O yalnızca kendini herkese somut olarak açıkçası duygu olarak dile getiren dünyanın doğasını, akıl yetisinin seçik, soyut bilgisine getirebilir. Bununla birlikte, o, bunu olanaklı her bakımdan, her bakış açısından yapar.

***

Karl Jaspers, Felsefe Nedir, ( Felsefeye Giriş )
Çev. İ.Zeki Eyüboğlu, İstanbul, Say Yayınları 2001, s.53-58

Felsefe ne olmalı, felsefe ne gibi bir değer taşımalı konusu tartışmalıdır. Ondan ya olağanüstü açıklamalar beklenir ya da boş düşüncelerle bir tutularak, bir yana atılır. Ona ya alışılmamış anlamlı bir insan emeği olarak korkuyla bakılır ya da düş kurmalardan doğan can sıkıcı konuşmalar diye yergi yağdırılır. Felsefe ya her insanı ilgilendiren bir sorun diye anlaşılır, bu yüzden temeli bakımından yalın ve anlaşılır olması gereği öne sürülür ya da çetin sayılarak onunla ilgilenmenin umutsuz insan işi olduğu kanısına varılır. Felsefe adı altında ortaya çıkan, gerçekte, bu karşıt yargıları içeren örnekleri gündeme getirir. (…)

Felsefeyi yadsıyan, bilmeden kendince bir felsefe geliştirir.

Böyle evrensel ve özel bir düşünme biçimi içinde kendini ortaya koyan felsefe nedir?

Grekçe Philosoph (philosophos) sözcüğü sophos sözcüğüne karşıt oluşmuştur: Kendisinde bilgi bulunan, bilen kimseden ayrı olarak, bilgiye seven anlamına gelir. Sözcüğün bu anlamı bu güne değin şöyle süregeldi. Gerçekliğin aranması, felsefenin özü gerçekliğin elde bulundurulması demek değildir; felsefe bu durumu belli bir kanıya saplanmadan açığa çıkarabilir; bu olay önermelerde açıklanan, kesin, değişmez ve yarar gözetilen bilgi içinde görülür. Oysa felsefe belli bir yolda olma demektir. Felsefenin soruları yanıtlarından daha önemlidir, her yanıt, yeni bir soruya dönüşür.

Ancak bu yol-da olmak- zaman içinde insanın yazgısı derin bir doyum olanağını özünde saklar, bir yetkinliğin yüksek anında bulunur. Bu yetkinlik açıklanabilen bir bilinçlilik içinde, önermelerde, insanın kendi özüyle ilgili açıklamalarında değil, oluşun kendiliğinden ortaya çıktığı insan varlığının tarihsel gerçekleşmesinde bulunur. Bu gerçekliği her zaman içinde bir insanın bulunduğu durumda kazanmak, felsefeyle ilgili düşünmenin anlamıdır.


Gilles Deleuze – Felsefe Nedir?
Çev. Turan Ilgaz, YKY,İstanbul, 1993, s.12-17

Başka uygarlıkların Bilgeleri vardır, ama Yunanlılar daha alçakgönüllü olmakla da kalmayan bu “dostlar”ı sunarlar. Bilgenin ölümünü onayan ve onun yerine filozofları, bilgeliğin dostlarını, bilgeliğini arayan ama biçimsel olarak ona sahip olmayanları geçirenler, Yunanlılar olsa gerektir. Ne ki, filozof ile Bilge arasında, bir merdivenin basamaklarındaki gibi bir aşama farkı olmayacaktır yalnızca: Doğu’dan gelmiş yaşlı bilge belki figürler aracılığıyla düşünmektedir, oysa ki filozof, Kavram’ı keşfeder, onu düşünür.(…)

Filozof kavram dostudur, kavram üretme gücünü içinde taşır. Bu, felsefenin basit bir kavram oluşturma, keşfetme, üretme sanatı olmadığını söylemek demektir, çünkü kavramlar ille de birtakım formlar, ürünler ya da keşifler değillerdir. Daha zorlu bir tanımla felsefe kavramlar yaratmayı içeren bir disiplindir.(…) Daha doğrusunu söylemek gerekirse, kesin anlamda kavram yaratmak yalnızca felsefeye ait olsa da, bilimler, sanat ve felsefeler, hepsi birden yaratıcıdır. Kavramlar, gök cisimleri gibi tamamlanmış olarak bizi beklemezler.(…)

Felsefe temaşa (contemplation) değildir, düşünüm (reflexion) veya iletişim (Communication) de değildir. Temaşa değildir, zira temaşa edilenler, kendi öz kavramlarının yaratılışı içine gömülmüş bir halde şeylerin kendileridir. Düşünüm değildir, çünkü hiç kimse, her ne üstüne olursa olsun düşünümlemek için felsefeye gereksinmez; felsefeyi düşünce sanatı yapmakla ona pek büyük paye verildiği sanılır, oysa her şey elinden alınmaktadır, zira ne matematikçiler matematikçi olarak matematik üzerine düşünmek için; ne sanatçılar, resim veya müzik üzerine düşünmek için filozofları beklemişlerdir.(…) Ve felsefe, kavram değil “uzlaşma” (consensus) yaratmak için, yalnızca görüşlerin (opinions) içindeki gücüyle iş gören iletişimde de hiçbir nihai sığınak bulamaz. Dostlar arasında batılı anlamda demokratik bir tartışma düşüncesi en ufak bir kavramı dahi asla üretememiştir; bu düşünce Yunanlılardan gelmedir.Temaşa, düşünümleme,iletişim birer disiplin değil, ama bütün disiplinler arsındaki tümelleri oluşturan makinelerdir.(…)

İmdi tarihlenmiş, imzalanmış ve vaftiz edilmiş olsalar da kavramlar ölmemek için kendilerine özgü bir şekilde direnirler, yine de yenilenme, değiştirilme, sıçrama yapma türünden zorlamalara maruz kalırlar ve felsefeye, her anı, her köşesi korunan ve geçip giden, ama zamanın dışında geçip giden bir tarih ve coğrafya veren de bunlardır.(…)

Felsefenin ululuğunun tastamam hiçbir şeye yaramamak olduğu yollu yanıt, gençleri bile artık eğlendirmeyen bir rüküşlüktür. Her türlü şıkta, bizim metafiziğin ölümü ya da felsefenin aşılmışlığı türünden sorunlarımız asla olmadı: yararsız yorucu zevzekliklerdir bunlar. Bugün sistemlerin çöküşünden söz ediliyor, oysa ki değişen yalnızca sistem kavramıdır. Eğer kavramlar yaratmak için yer ve zaman varsa, buna başvuracak işlemin adı her zaman felsefe olacaktır, ya da eğer ona başka ad verilseydi bunun farkına bile varılmayacaktı.


Friedrich Nietzsche, Ecce Homo- Kişi Nasıl Kendisi Olur ?
Çev: Can Alkor

Bir kafa ne denli gerçeğe dayanabilir, ne denli gerçeği göze alabilir ?

Yazılarımın havasını soluyabilen, bunun yüksek yer havası, sert bir hava olduğunu bilir. O hava için yaratılmış olmalı insan, yoksa oldukça büyüktür üşütme tehlikesi. Buz yakındır, yalnızlık yaman, – ama herşey nasıl durgun, ışık içinde ! Nasıl özgür solur insan! Ne çok şeyi aşağılarda bırakmıştır! Felsefe, bu güne dek anladığım, yaşadığım gibisi, yüksek dağda, buz içinde gönüllü yaşamaktır, – varlıkta yabancı, sorunsal olanı, şimdiye dek töre’nin yargıladığı herşeyi arayıştır. Yasaklar içinde böylesine uzun bir gezginlikten edindiğim görgümle, bugüne dek yapılan töreleştirmenin, ülküleştirmenin nedenlerini, istendiğinde başka türlü görmeyi öğrendim. Feylesofların gizli öyküsü, taktıkları büyük adların psikolojisi aydınlığa çıktı benim için. Bir kafa ne denli doğruya dayanabilir, ne denli doğruyu göze alabilir ? Benim için gitgide değer ölçüsü bu oldu. Yanılgı (ülküye inanç) körlük değildir, yanılgı korkaklıktır… Bilgide her kazanç, ileriye atılan her adım yüreklilikten gelir, kendi kendine sertlikten, dürüstlükten gelir… Ülküleri çürütmüyorum ben, onların önünde eldiven giyiyorum yalnız…Nitimur in vetitum. ( yasaklanmış olana erişmektir amacımız ) Felsefem bu parolayla üstün gelecek bir gün; çünkü şimdiye dek, kural olarak, yalnız doğruları yasakladılar.

1 kişi bu yazıyı beğendi.

İlişkili Yazılar

  • Nietzsche Bir Anarşistti!
    1913 ile 1917 arasında, Emma Goldman Birleşik Devletlerin başından sonuna Nietzsche ve onun teorilerinin çağdaş anarşist meseleler bakımından önemini konu alan kamuya açık bir dizi ders verdi. Bu ...
  • Yaşama Karşı; Merhamet – Nietzsche
    Bir Teklif. Eğer benimiz, kutsal olana göre, hep nefret edilmeye değer ise, nasıl olur da onu başkalarının sevmesine izin verip, kabul edebiliriz... bu başkası ister tanrı olsun, ister insan! Sad...

Leave a Reply

canada goose jacka canada goose jakke canada goose trillium canada goose canada goose parka canada goose jakker montebello canada goose canada goose trillium parka