abone ol: Sunular | Yorumlar

Son Gökkuşağı Kralı

1 comment

Denizdi, bulutlu görünmez gök pek ardı sıra bakıp durduğu için sınırlarımı korudum. Saklandım, utancımdan ve iyilere duyduğum inançtan. Gök iyilerin levhasını taşıdı üstünde, melekler şehri dedi ona. Arkasına bakındı, öldürmediği yüzey oturusu, en iyi gölgesinden bile daha hızlı izledi onu çünkü. Bilgeç tavırlarımın beni enselemesiyle duyuruken ona, düşen bulut parçaları arasında raks ettim. Hastalık ve yasak tortular beni biçimledirirken yağmura dolandım. En soğuk görüntüler bedenimi sarmaladığı halde şimşekten korkmadım. Ne ebediyen, ne de uykulu kalarak idrak edeceğim bir hayali canlandırdım dün. Bu abartılmış bir övünce kendini zorla ekleyebilir, yaptıklarımdan ve kırıp parçaladıklarımdan sorumlyum! Yağmur hızlıca düşünce gözkapaklarıma, sürüklendiğimi sandım, durup bir yere konmadan. Yolda mı olmam gerek daima? Bu benimkilerden bir öyle olsun değil!

Gölgen olmamamı affet gök, dedim, ardına bakınca o görünmez kapak. Beni sorgulamaya yanaşırmış gibi müsait rüzgarlarını saldı üzerime. En uzak şeylerin adımlarını ve sınır taşlarını nasıl koruduklarını biliyordum. Yavaşça gözlerimi araladım ve sorgusu kesildi. Üzerime gittikçe incelen bir sis bulutu çöktü. Sonra soğuk rüzgarlarda dolaşıp durdum. Kötü ve uzak şeylerin aleminde herşey bana gönülsüz gelmeye başladı , iyi şeylere yaklaştım ve ardımda gözler hissettim, ikiyüzlü geldi bana. Cevap verdim, sorulmadan soru: Ötesindeyim, ötesindeyim, ötesindeyim, bunların!

Arayışın çırpınışı değilim, çırıpıcı da değilim! Sadece bir övgü! Tek dostumdan ve düşmanımdan bir övgü aldım. “Ne gülünç şeyler bunlar,” dedi. Sevin, ey hassasını tabletlere döken!! “Uzun zaman olmuş, kaybettiğim seni”, dedim. Ben bir ateş sütünuydum! O benim çarmıhımdı. Güvensiz bir suçlanmamış atı!! Yerden yere savurdu, sürüklendim, sürükleyerek kahkakayı dolaştım onunla, kıtaların üstünde. Bana en gazabının mahremiyetini ve yıldırımlarını gösterdi. Vücüdümdaki her esneyiş o vay be’nin bir eseridir. Suçluların nasıl uyuması gerektiğini anladım.

Adım Gökkuşağı! Kuşaklar birbirini tamamladı, eksik eylemsiler boğuldu. Bildiklerim bir göl iken herşey yeniden başlamak zorundaydı. Bilgi ihtidayı çöpe savururken, inan iklimi değişmeliydi. Bitince kıvranan, filizlenen herşeyin üstündeydim.
Hiçliğin derin tasavvurumu savuruyor sizi! Krallık bir çizgi ile anlağınızı dizgiliyor mu? Kuşaklı olmam rengarenk tasavvurlara mı itiyor sizi? Beni düşünürken, doğurmak zorunda olduğunuz için savaşıyormusunuz rahminizle? Gereksinimlerinize atıflamıyor musunuz?
Doğurmadan yaratmak zorundaydınız! Bu yüzden sizden doğmadım! Bu yüzden Son Gökkuşağı Kralı ben olmak zorundaydım!

Doğrulmanız gerekiyor? Dikine harmanlayın kendinizi! Yeryüzünü bacaklarınızla ikiye ayrırın! Doğurun beni!

Ötesindeyim, ötesindeyim, ötesindeyim, bunların!

(necrologiA’ya)

Geçmişimi, itina ile hazırlanmış şu görkemli sığınağın soğuk dev taşları değil de kısa bir yüz hattının işveli bilgeliği açığa çıkartıyorsa, tereddüt etmemim sağlam nedenleri olsa gerek!

Evet, o sağlam nedenler ki, sanki ateşten bir çarkın duvarlara sürte sürte, muntazaman kulakları tırmalayarak seslice, görülmemiş bir süratla bedenime girmesini ve tek tek uzvumun göğü yırtarcasına acı içinde toprağı kazımasını ve yanmasını sağlıyor.

Gördüğüm en zor karşılaşmanın haddimi aşmasından korkarım. Derin korkular içinde budalaca atılmalardan ve bağırasıya zoru gevelemekten.

Koca orduların gizemli el birliği korkumu açığa çıkartmaz da, şu küçük çehre, bedenimden tüm kanımı çeker ve kurumuş bir dala benzetir beni! Gördüğüm, bir solukluk tabiatımın sonunu karşılıyorsa, halkımın acımasızca beni taşlamasına mani olamam. Onların, zorunlu birlikteliğime muaf olması verilen sınavın kudretli eller tarafından resmedildiğini bildiriyor.

Ah! Heyulalar içindeyim ki artık ilkelerimi taşıyamıyorum. Bitkin adımlarımın küçülmelerini izliyorum. Hayır! Karşımdaki saf ve mutlak! Taşıyabileceğim yük değil bu! Onu ben bağlamıştım kendime, yüreğimdeki sonsuz acısı hala taze. Bu yüzden durgun halkımın imdadına, üstüme zincirleyip tüm acılarını, çok sonra yetiştim. Bitkin edimlerim güçten düşmüştü, yaşamak için nefes almak gerekirken, ceza niyetine sınavdan geçirdim kendimi, boğulma risklerini hep atlattım. Ah! Bu bir hayal değil!

Ama artık asla durgunlaşmayacak bir risk o! Durgunlaşmayacak! Hedefini alınlamışken, bitirmişken eskisini, durgunlaşmayacak..

2 kişi bu yazıyı beğendi.


  1. nihilart diyor ki:

    “Görkemli sığınağın, soğuk dev taşları” hasta eder, ruhun ışık saçan alevini söndürür. Lakin salt “işve” ise “kısa yüz hatlarının bilgeliği” tereddütüne en sağlam nedendir. Zoru geveleyen zora hazır değildir. Evet, olabilecek en zor karşılaşmadır o, zorluğu; yakabileceği herşeyi yakana dek yanmasındandır. Zorluğu; önce deniz; bunun yarısı toprak,öteki yarısı harlı rüzgar olmasındandır. Sınanmış, kavramış ve tutmuş. Bengi şey…
    Korkun; gerçekliğini hiç bilmeden, olanağını açıkça gördüğündür: gerçek olması gerektiğini açıkça bildiğin, ama gerçekliğini hiç görmediğin…
    En derinden, en ucuna dek bildiğindir– o denli ki, bilmekten korktuğun…
    Risk; en yakınını, en uzağında duyumsamana yol açandır; uzaklardan gelerek sana yakın gelen
    En yakının olan en uzak.
    Risk; sensindir aslında: bugüne dek tüten ateşlerin, hiç yanmayan, bitişik ve binişik odunların, ateşinin hava almasını engelleyen odunlarındır. Ateşin yanmaz, tüter…
    Bu bir hayal değil!

    bütün kuşkularının altında, emin olduğundur–

    bütün bilmediklerinin altında, inandığın;

    bütün inanmadıklarının altında,bildiğin… ne denli kuşkulanırsan kuşkulan, her türlü kuşkunun ötesinde kalandır.

    kalabalık içindeyken, her an, susup, kulak kabarttığın su şırıltısıdır,

    karanlığın çökmesindeki aydınlıktır,

    serinleşen günde, kucağındaki sıcaklıktır,

    uzun zaman kapalı kaldıktan sonra

    havalandırdığın odanda kalandır…

Leave a Reply

canada goose jacka canada goose jakke canada goose trillium canada goose canada goose parka canada goose jakker montebello canada goose canada goose trillium parka