Oluk Arkanda
Dur!
Bu gecenin ilk mutlam dalgasını serpsin üstüne o!
Uçtan uca uca dolaşan, doğrudan hantala, eğriden eğriye doğru. Son uçta o evrilemez ve doğrulanamaz. Kim-ne olduğunu bilmezsin, ayak uçları askılığa asılır; cebten bir oyuk, kalaydan bahrengisi vardır.
Arkada ne var? Yok aslında, yok! Aslı itibarlı yok! O sadece senin; kendi’den tabiat hesabın, korkuluk dur eğilsin. Kıvama getir, böylece kuma gömmeye çalış düşüncelerini, çok zor ittifak sağlamak, müptela!… Bu korku düşlemimim iradesini aşarsa…
Herşeyi mümkün kıldın! “Hazırım herşeye!”
Uykuya dalanın dehşetini bilir misin? Uyku ile ebedi muhalif yanı arasında sessiz, biri şöyle der:”Buradan kaçarsın, sen sen olsan!” Bilgeliğin inceliği mi sarmış onu? Sonra sessizce yeniden, kendi güneşinden mahrum kalmasın diye belki tüm gölgeleri aşağılar. “En büyük fenalık şimdiki korkun olmalı!”
Yer mi kayıyor? Yaban ormanların yılanları kuklalar takarak divana yaklaşıyor. Nihayet cevap veriyorsun: “Biliyorum kaçmalıyım!
Bildiğimi yoklamalıyım! Bilen kişiler şüphe eder. Şimdiden bir rüya başladı. Belki başladığı için vakit erken daha…”
“Bilinçsizce dünyanın tepesinde duran kanatlı biçiminin, farkındalığın ilkinden bu yana hüküm giymiş fısıltılarını işitiyorsun!”
Arkanda ne var?
……….
Bet attı, rayına soktu kendi! O denli keskin sıçradı ki çatma ger’lerin tümü, kendilerine sıçrayan kapkara benizli yağmurun doğuracı göğü zav inayetin alına göre ayarladılar. Alın sahibi bir haydut! Tek erli lek sahibi! Sahip olabildiği kadar sahip!
“Tüm istençleri bırakın!” dediler, sürüngenler, Bet’in boğazına katlanmayanlar, cürüm sahipleri, bahsis kavları! “Bırakın, hepimiz aynıyız, eşitiz hepimiz! Toparlak bir yassı olmamıza ne kaldı? Altımızda ezmeye şeylerin kudretini!”
Bir avlak suratlı taş delici görüm enine yükseldi, Bet’e kenardan ayz nasip oldu. Tedirginlik bir sargı ihracı mı? Herşey birbirine sarıyor, herşey sarımın sarımı! Bir sarımın önünde de sarım var, arkasında da! Ast, üst sarım!
“Tüm hüküm sürenlerin ve ışığa muhtaçların yanından uzaklaş! En yüksek en alçağı karşılıyor, herşeyin çemberi var!” dedi Bet!
Kimsin sen? Hay atlı bir kamçının seni çekimini özlüyorsun! Ben de isteyen biriyim. Senin istediğini değil! Hepimiz aynı şeyleri istemiyoruz, lakin tasarımımız tamamen aynı!
Bet! Kavmin süregideci! Ceddi, etin kem iliği! Bet!ray!al! Kendiliğinden ihanet!
……….
“Tamamen mahvolmadan önce yemeliyiz.”
Başla bir yerden! Mukavemet göster, sorun etme! Ama bunu bile düşünme! Herhangi bir nesneyi eline al ve kullan! Tıpkı bileğin istemsiz bükülmesi gibi! Sana hakkında sundukları neler? Bir nesne sana hakkında ne kadar şey sunar? Herhangi bir nesne! Belki ‘yoknesne’!
Aynı nesneyle birliktesin. Nesne sen olmadan olmayı başarmak için direnebilir, ama olamaz. Çatışkı yok! Olum hali, nesnenin senli kontrolü altındadır. Nesneye göre sen bir belirgeçsin, tam belirgeç! Olgun belirgeç! Nesneyi tanımlamaktasın!
……….
“Bir gün evde yoktu, ben de mutluydum.
Ve sonra her şeyi unuttum. Normal, değil mi?”
……….
Şizoid ciddi hasıla!
Demişti ki;”Çok da ilginde bu lirajik örneklemeler! Lir duvarı, ejderha duvarı değil midir?”
Mehosl’lu innalı bir göz;” Çek oluğumdan, buda-lla! Budanmış yüzünle göremeyeceğini zannettiler! Derini budadın ve bu ciddi hasıla!”
“Oluk hep akar,” Mehosl innası!
“Oluk hep akar!” Lir-ik armonik kütlemin ciddi betisi!
……….
Kat kat! İz sürer!
Kat kat! Cinayet ülseveridir!
Kat kat! Çoğuldur, derinine oluk, derinde soluk!
Mehosl çıkrık cebini yoklar, tek tük inna! Tek kanıt! Çekilir baş! Eklemcil has sıvayış!
Şu gün çar-dak’tan aydınlıktır! Efendiler! Çamurad!
“Yıldızım kaydı!”
Efe hindiler! Samurad! Lied!
“Gök üstüme yağdı!”
Ol uk-tesi ark-ıma anda doldu!
Onur Gece




















Filozofun karnındaki sesler birbirine laf yetiştirmeye çalışırken karnı da zil çalıyor. Hatırlıyor ki: “Önce tıkınma gelir, sonra gelir ahlak.”