abone ol: Sunular | Yorumlar

Bir Sevi En

0 comments

Bir öykümüz olsa
Sana ben anlatırdım
Duyan öyküsü sansa
Şarkıların dilini
Sen burada
öykümüz burada
Öylece dallanıp budaklansa
Sen burada olsan
Bir sevi en
Bir rast’tan
Gelirdi kulağına
Unuttukça mutluyum
Giderek buluşan ellerimizin evreni sardığını
Mutluyum unuttukça
Öykümüzde unutuyor:
Herkes evreni sevi’sinde kucaklarsa
Derdi bir ses oysa
Baladımız rastlantıya yazıldı
Ama ben içinden
Mutluluğa tan saydım…

25.06.07/02:17

dört senfoni adımı,
henüz yeterince erken
geceden hüznün ilk saatini koparmak.
hiç -bir şeyin aslı yok
bir sandalyede tekerlekli bir marş
ucuz hayaller ve ucuz bir gece
günler ölürken veya
kolay bir hayalin etkisine kapılmış,
kafanı suya dökmek istediğinde
sadece saatleri kullanmana izin var;
ve dördüncü, raund, beşinci raund
kapıda dikmiş gözlerini yumrulayarak,
bakarken;
ortadakiler ve hatta bazen
henüz yeterince erken.
Bir balmumu bilardo kafan ve
sinmiş ayakların yapma duyusu -bilmediğin
göb-beğin bir dışarı, torbalanmış ve sıra almış
yokluk süsü çekilmiş perdelerin,
parmak sürüleri
ve ahlamalar sonsuzunda
mel-ankol insan’ın ini;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran
göz torbalarından başka,
boş şişeden,
keyiften,
kıstırılmış
bıçaklanmış ve
‘geriye kalanı kullanamazsın’ çoçukluktan başka,
‘gayet normal bu’
kendisine bağlanacak ilmek aranıp
öğretilip ölsün diye,
kabalıktan gelen cehalet..
beyninde bir ölüm döşeği
geceden başka.

……………………………………………………………………………………..

Düşle gerçek arasında kalsaydım ya…
El yordamı seçimim gizlerin de şiirini yazar….
Avcı değilim, her gün kanıyorum zirvemde,
Tekrarlama istersen beni,
Bu poşetlenmiş bir aşk…

O sevgili, küçük kurnaz,
Ben büyük yalancı,
Öldüm işte,
Yüreğinde bile uçamadı kızıl aşk.

Çiçeklerin arasından nefret haline,
Bir değil bir kez aşık oluyorsun,
Geceyi iyiliksever bir sevgi ateşliyor,
Bir yalan sevgiler ülkesi,
Bir denizerinin gölgesinden geliyorsun.

Tıkandım, çıkamıyorum,
Gözucumda ağlıyor,
Adresikaranlık
Hayatı uçurum.

Kötü şiirler, alkole alışkın geceler,..
İnsanı katlanmak mı haklı kılar…

Bütün kapılar kapandı
Ah aşk! Rüzgarından geçtim!
Solgun ve umarsız
Bir eşkiya gibisin.
Hangi cesedin cazip geldi bana…

Nabzını tutan yağmurun bana kan vermesini bekliyorum…
Kör kandilim sevinçli bir uykuda,
kırlangıçlara adanan düşler bekliyorum..
Yatayım kızıl bu aşkın koynunda
Sonsuzluğun nemli minderine dalayım..

……………………………………………………………………………………..

Aşk bir örümcektir…

Yapayalnız üşümekte bir günah,
Gizler onu…
Küçük acılarının özrüne alışılır,
Mutlu son biter,
Geriye cehennem kalır…

……………………………………………………………………………………..

Duvarın ötesine geçmeyi isterken
Ya da ruhun zihnine ulaşmayı…
Gülümseyip sanki mümkünmüş gibi,
Karanlık sevda bulvarında yürürken bulmuşlar.
Adını koyabileceğin,
Veya geveleyeceğin
Çoğu şeyin demek istediği şeye varmışlar,
Geceyi saran utancı:
Kurguya dönüş yolculuğu!

Kafamın derisinde bir ses batan-iyesi var:
“Yine aynı okyanus, yine!”

Döndüğümde her ruhun,
“Dünya berbat görünüyor!”
Dehlizime bakmaktan başka ne işi var…
Yorgunsam da,
Tasarlanmış en korkunç maskemi taktım.
Suratıma baktıklarında,
Kendilerinden sıçrıyor,
Uzunca hortumla gerçeleyen beni, tıkanıkların imi…
Benden nefret edip,
Öldürmek kendilerini…

Kabullenemiyorum….

Duvarın ötesine geçmeyi isterken,
Okyanusa geliyormuşuz,
Sonra bana bakıp,
Yeterince büyük değilmiş, diyormuş.
Bunu farketse imişim o gün,
Çekilmiş ruh perdelerin gerisinde
Pusuya yatmış beklerdim,
Döndüğünde ruhumu…
Evet, derdim,
“Dünya berbat görünüyor, beyninin sakıngan ağına ışık: iki boş delik!”

……………………………………………………………………………………..

Bir parsel dolusu didikleyen,
Mezartaşının soğuk sakinliğiyle-
Teselli…
İste-yorum!
Başka türlü bir yöne,
Bir yeri daha somut aşkı uğruna terkeden,
Paslı gemilerle dolu gecedenizi uğruna …

……………………………………………………………………………………..

Bir inayetin tekrarı!
Gerçek im içlendi ama sanki bazen çürüme…
Bir otobüs tutup,
Elini tutup içinde boğulmak için
Devekuşu ağzı ile inip beynimi boşaltan
boşalt-an,
ruh katarı ışıklarında durup bekleyen
bekleye-en
Derisi çatlamış ruhumun aşka kalıntısı..
Yağmuru hayal kartoplarımın, yıkayın beni…

Üç çarpık tufana sordum ruhumun;
Her yer dolu, “bulaibileceğin en sefil adam!”
Bir berberim, bir katilim ve bir de rehinem var odada.

Gün ışığında ilk gördüğüm yüzün,
Gezegenlerini fetheden ben,
Onun saymadıklarıma sayfa işareti koyduğunu bilebilir.
Sallanıp yürüyorum,
Bir inayetin tekrarı,
Gerçek im içlendi ama sanki bazen çürüme…

Katran tadında buzdan gülümsemeler
Gözyaşı pınarları propagandası-
Ruh gibi davranan bedenler…
Tam zamanında varıyorum,
Alevler içindeki kederli gece vaktinde,
Hayelet kartoplarının bana hiç bir zaman öğretilmeyen
Kutsal boyunlu yağmurlarına…

Hep düşünen bloknotu dedim de,
Bunlar genellikle sevgi ile açıldı rüzgara,
Gövdemin ışığının sis gibi şeyler yüzünden
Renksizliği,
Ve ayna suratlılığı,
Kafama uzanan elleri yüzünden,
Ruh katarı ışıklarında durup bekleyen
Bekleye-en
Derisi çatlamış ruhumun aşka kalıntısı..

Yağmuru hayal kartoplarımın, yıkayın beni.

……………………………………………………………………………………..

Güneşten yeryüzüne gönderilmiş yoksul bir ikrah gibisin
Kendini kutsayan yelken ve kuzey yıldızı altındaki iğ-ilsin.

Sefir bir karanlıksın hüznün mor kanatlarında.
Küçük melankolilerin de özrüne alışılır..

Onu kimseler tanımaz benden başka,
Mutlu son biter, geriye cehennem kalır…

1 kişi bu yazıyı beğendi.


Leave a Reply

canada goose jacka canada goose jakke canada goose trillium canada goose canada goose parka canada goose jakker montebello canada goose canada goose trillium parka