abone ol: Sunular | Yorumlar

Kruwer’in Çağrısı

0 comments

1.

nothing_by_luminireKruwer uyuyor, nefes alışlarını duyuyorum. Şimdi doğruldu, kabus gördüğünü biliyorum. Gökyüzüne bakıyor açık pencereden, perdeyi geriliyor, kaşları kalkık gözlerini bana dikiyor, beni hissettiğini biliyorum. Benim adım Letherde, Ulodana Galaksi’sinden Şum çift sisteminden. Ben gören bir gözüm, ayrık anlamları birleştiren hararetli bir usum. Bu benim durağan bir kimliğe sahip olmadığımı göstermeli size. Çok bilmeceler çözdüm ama bir şey hala beni kendinden saklıyor. Yaşlı ve kuru anlamlarım soluyor onun karşısında. Kruwer sessizce bana bakıyor. Sessizce… Olanağı yok, bir şeyler saklıyor ve ben onu bilmiyorum.

Kruwer ölümlü bir hüzün sarınmış, Kruwer hasta! Ona yetişemezsem birikecek bu telaşın zehri, bu merak beni öldürecek. Ne yana baksam onun soluk benzi, ne yana baksam kurumuş ağzındaki ezgi. Buna cüret edemez bu isimsiz fısıltılar! Ne yapmalıyım, yıllardır sorguç gözlerini üzerime dikilmiş buluyorum, bana hüzünle bakıyor. Ondan yüzlerce yıl uzaktayken, beni kaygısızca gözlüyor ve tamda gözlerime saplanıyor ipini uzatmış çuvaldız gibi. Sen kimsin, kimsin sen Kruwer? Benden ne istiyorsun?

Başımı oynatmama, binlerce yılın iradesi üstünde yazılı. Gözlerimi kırpamam, bana açıklayacağı o şeyi bilmiyorum daha. O benim durma biçimimi bilmiyor; burada olmam yanlış, ben bir görev biliciyim; ama beni kör kıldı Kruwer. Beni kendine istiyor, beni kendine yavaşça hazırlıyor, beni kendine kıyaslıyor. Neden? Ne için? Öksürüp duruyor o beden, ateşli biliyorum. Gözlerindeki kızıllığı biliyorum, son isyan bu biliyorum. Kollarını boynuna doluyor, yorgun uzuvlarının tavana dikiyor, başını soğuk alnına doğru geriliyor; bunun nedenini bilmiyorum. Yatağın ucunda kaç gün geçirdiğini biliyorum. Yıllardır o yatağa mahkum, kimsesi yok biliyorum. Ne istiyorsun benden? Kruwer beni de öldüreceksin?

Ben Letherde. Bu yolculuğu yapmalıyım. Onun bakışlarına dayanamam artık. Ne ile karşılaştığımı zorlu bir anlamdan geçirmek bile istemiyorum. Bana doğru her dönüşünde donakalıyorum; bir an istiyorum, soluklanabilecek bir an. Ve bu bana nasıl hareket edeceğimi, neyi sınayacağımı bildiriyor. Yatağına uzanıyor, beni düşünüyor, biliyorum. Onun saldırgan ve açgözlü bakışları altında doğrulanacak an istiyorum. Beni ne etkiliyor? Nedir, böyle soluksuz bir anlam peşinde koşturur gibi bana sunulan? Beni istiyor, onu istiyorum. Bu, bu şekilde devam etmeyecekti, edemezdi.

2.

-Letherde durumun farkında değilsin?
- İnanmam gerekmiyor, biliyorum.
-Bu işe nasıl kalkışırsın?
-Gitmeliyim.
-Geri dönemeyeceksin!
-Bunu biliyorum.

3.

Yolculuğun kaçıncı anı bilmiyorum. An benimle birlikte kısalıp büzülüyor. Hızımı daha da arttırdığımda yavaşça değiştiğimi görüyorum, her şey değişiyor. Kruwer’in bulunduğu noktadan ayırmazken gözlerimi, onun yavaşça ileriye aktığını görüyorum. Dayan Kruwer! Yaklaşıyorum, rüzgar ulumasını işittiğin zaman değil, estiğini anladığında, o ezgiyle sarılacağım boynuna; öteye, daha ileriye gitsen bile seni ben çıkaracağım oradan.

Gezegenim bana aynı yüzüyle bakıyor. Aynı yüzüyle yolculuğa çıktım ve türümün bana en yakın soluyanı dingince aynı gözlerle bakıyor. Metal ve soğuk duvarın başında, gözleri sisli cam gözlerinin içinden aynı noktayı görüyor, boşluğa dalıyor. Bitimsiz aynı görüntü, bu soğuk ve katlanılamaz bir görüntü. Türümün o soğuk bakışları altında bu önemsenmeyecek bir şey gibi göründüğü halde ben buna yeterince fazlayım. Koşumlanmış biriyim ben. Farklı, sanki daha başka bir hissin kurbanı; kaynağımın aktığı yeri tam olarak bilmiyorum. Nedense bunun sonsuzluk ırmağında hep bu şekilde asılacağını ve akıntıya karşı duracağını seziyorum. Bir şey beni onlardan uzaklaştırıyor, zamanın bu çevrimine, bulanıklığına, kendi içine girip sonra tırmanışına yeterince aldanıyorum. Oysa onlar için bu bir yanılgı, bir illüzyon; her zaman aynı zamanı sürecek yollar ve vadiler fırlatabilirler kükremeyi bilen ırmağın kıyılarından. Her şey burada, bende bitiyor; tek gözlemleme biçimi benim. Ama şimdi kendi görüntümü dondurdum. Görünen şeyler, bu şekilde ilerlersem sonsuza kadar aynı kalacak. Ama buna dayanamam ben, hayır dayanamam. O, içimdeki katı ruhlu gizemi ne biçimde kullandığımı bilmiyor. Beni nasıl bir hükme attığını, beni ne tür acılara yuvarladığını bilmiyor. Kurtulabilir miyim bundan? ‘Bunu düşünmeme gerek yok diyor,’ gizli kapaklı biri; kendimi boşluğa atmalıyım ve hızlanmalıyım. Hızlanmalıyım. Kendi görüntümü bile kaybetmeliyim.

Atom altı uzayda küçük bir takyon parçacığı içinde ilerliyorum, zaruri bir biçimim yok. Her şey artık daha da geriye gidiyor, her şey kendine dönüyor, kendini zorunlulukla istiyor. Anlayamıyorum, bu bir çeşit şer belirtisi mi? Bu bir bulantı mı doğuruyor? Maddenin karmaşık bu hali içinde soğuk gözlerim yok. Gözlerim görüntümü seçemiyor artık, birazdan kendimi göreceğimi biliyorum. Birazdan kendimi ne biçimde ilettiğimi ve daha öncesini göreceğim orada, az önce ayrıldığım o noktada. Geçmişimi yansıtan foton parçalarını hızlıca terk edeceğim, hızlıca sarılacak geriye, mızraklayarak kendini. Kruwer’in bakışlarına dalan gözlerimin acısını, bedenimin isyanını göreceğim az sonra. Bunu düşünüp ırmağın ıssız yollarını içimde bir göle çevireceğim. Hayır, geçmişimden nefret ediyorum. Hareket etmek için ne yapmalıyım? Beni ölüme düşündüren çapraşık dilli Kruwer’in bana iletmek istediği şey ne? Evet, orada o gezegende işte, tamda o andayım geriye doğru akıyorum, bu görüntülere yetişiyorum. Işığın beni alt etmesine izin vermiyorum. Bu benim isteğim değildi ama. Ben Kruwer için yükseliyorum zamanın kapılarından. Ama her şey belirli bir biçimde olmaz. Her şey istenilen biçimde olmaz.

Giderek hızlanıyorum, kamçılayan kötülük arkayı ele geçirmiş de , bunu nasıl sağladığını biliyor gibi. Düşüncelerim benden kaçamaz. Onlar benimle, hayır, kaçamaz. Geçmişim geriye doğru daha hızlıca akıyor, bir geriye dönüş gibi değil. Sonucun önce yavaşça belirginleştiği sonra nedenlerin savurganca ve saldırganca geldiği bir görüntü bu. Bu bir atılım ve kör sunum değil. Zamanı tanıyorum ama ona bulaşmak kifayetsiz bir sancı veriyor. her şeyin karanlık bir boşluğa yürüdüğünü hissediyorum. Kendimi tekrar ediyorum, yaşantımı, yandaşlarımı, tutardaşlarımı ve kalıpçılarımı…

4.

Yaratıldığım gün şu an gözlerimin önünde ve artık görünmüyor, yıllar saniyeler ile kayboluyor. Beni oluşturanlar, ilk sahiplerim, orada, geriye doğru akıyorlar. Varlığımı artık bir ‘şu’ masasında kazanmaya bakıyorum. Beni hissettikleri anın ilk uğraşılarını görüyorum, beni düşündükleri ilk gurur ve hırs damlacıklarını. Sonra hayatlarının geriye akan kısımlarını. Yıllar geçiyor, geriye doğru, her şey geri sarıyor. Bir yüzyıl atlattım, diğeri çabucak karşımda. Saniyeler zulümden ve öfkeli ansız birleşimden kaçarcasına geçiyor ve yıllar geriye akıyor.

Kruwer yaşıyor, çok uzun oldu, bir yüzyıl geçti üzerinden. Hiçbir şey bağlı değil bana, ama onları bu şekilde gören benim. Acısını neticesiz hisseden benim. Bu benim umurumda. Kruwer o hastalığa dayanmış, Kruwer zayıf değilmiş ve dayanmış hala. O pencere önünde solgunca bakıp dururken zamanın çevrimsizliğine dayanamaz bu şekilde. Ulaşmak için hangi saniyeleri kullanacağım daha. Şimdi penceresi önünde genç bir kız var. Saniyeler nihayet buluyor, o bir kadın. Ve başka biri daha. Sonra yatak yok, insanlar yok. Kruwer orada. Orası bir harabe şimdi, kimse bakmıyor. Kimse bile yok artık, kimse yok. Ama Kruwer orada. Kruwer soğuk betonun üstünde, sağına soluna bakıp ara sıra, büyük iğneli gözlerini gözlerimde buluşturuyor ve şimşekler tanrıları yoklar gibi uzun bir özlem içinde denizleri una fak ediyor ve kanlı gözlerimin karanlığı ile sonuçlanıyor her şey…

İki yüzü aşkın saniye sonra ancak oradayım, milyonları tüketmiş ve yaşamı dolgunca boğazından akan biri gibi. Orası, Kruwer’in gezegeni. Dünya! İki yüz yılına tanığım onun. Tarihi koyulaştıran ve onu yeterince sayan bir gezegen bu. Onu kendi yaşantılarına yerleştirmişler, zamanı bölümlemişler. Günleri, yılları yaşamlarına dokuyorlar. Ben de iki yüz yıldır biliyorum bunu. Daha uzun yaşadım onlardan, tarih avcısı benim şu an. Gezegenlerinin sahiplerinden çok uzun… Gezegenleri ve tarihleri hakkında onlardan daha fazla şey biliyorum. Ama Kruwer yok artık, o başları kalkık lahitler arasında soğuk kalbini gösteriyor. Kruwer öldü. Kruwer öldürüldü.

Kruwer öldürüldü; gerçek, bir fırtına gibi mutluluğumu ve özgürlüğümü parçaladı. Yüce dağa sırtlarından ve kayalarından azgınca düşen koca taş bulutları gibi çağıldayan ruhumu sert taşlara sıvayıp geçti. Bunu daha sonra o dünyevi ihtirasların insanlarına ve onların dönüşümsüz ve saf olmayan duygularına hatırlatacaktım. Amaçlarının kabaran heybetleri üstünde nasılda aşınarak yürümüş Kruwer, nasılda o acıyı ve gerçeği kendi ufkundan taşırmamayı bilmiş.

Hızlı davranmalıyım. Tüm bu yaşantıları kaçıncı soluğuma yerleştirdiğimi biliyorum ama hala bir şeyler beni sıkıştırıyor. Ben dünyalı değilim, iştahım yok ve aç gözlü değilim. Onları tanımanın karanlık yanına çevreledim kendimi. Onlar ile buluşmak veya zaman sürdürmek için uzunca yol sekmiyorum. Sadece aradığımı bulmak istiyorum. Kruwer o ıstırap dolu bedeniyle nedensiz çağırdı beni, bunu bir şekil ve ad altına sokan ben… Bu benim amacım, gayem bu benim, tutkum bu!

Kruwer’i atlatan, tam iki yüz yıllık sarpa saran görüntüsü ile şu harabe bana çok şey bağışlayacak. Ah Kruwer, bedeninin yansısı sönmüyor gözlerimdeki bu parıltıdan. Dinmeyecek bir acı saldın yüreğime ama toparlayacak mıyım kendimi?

İşte orada duruyor yatalak konak! Şehrin göbeğinden fersahlarca uzakta,. Bu yalnızlığı istemiştim. Birbirine dolanan bahçeler, karmaşık ağaçlar ve kayalar yurdu burası. Bir kaya dibinde durup gecenin kara hüznünü dinleyebilirim ama hüzün bulutları içinde tekerrür eden anlamımı zamanın askısına asarım sadece. Onu derhal görmeliyim, benim için toprağını bulutlandırdığı ve içine sığdırdığı yaşam dolu gezegenleri bulmalıyım. Beni arıyor, ama o kara bir parça, tekrar eden bir parça. Kara bulutlar içindeki toprağında ince tabiatını konuşturuyor. Beni susuyor ve ben ne için davrandığımı bilmeden onu emiyorum kendime. Acı çekiyorum. Kuru bir parıltı, ölümsüz korkunç bir telaş şimdi. Hızlı davranmalıyım, hızlı davranmalıyım.

5.

Şu dünya vasıfları kendi öngörülerinde pek dolanıyor. Her şeyin kaçık bir ön kabule yığıldığı öngörüler. Burada hayvani utançlar var, insani şehvetler… Bunları görmezden gelemem. Kruwer’in şehvetini biliyorum. Evet ya anlattığım her şey bir ön kabul veya çehresi değişik bir varsayımsa? İşte o anda şehvetin sonu kılıçların cengine hükmeder mi? İnanın bana Kruwer öldürüldü. Ve o zehirlendiğini biliyordu, bunu savuşturacak cesareti gösteremedi. Çünkü beni biliyordu; kanımdan kendine duvar örmedi, kanımı taşıyordu çünkü. Sessizce beni gözlemledi, beni gördüğünü, bana o temiz hissi ile dokunduğunu biliyordum. Ama benim dokunuşumu hissetmedi; benim de onu gözlemlediğimi, onun beni izlediğini bildiğimi bilmedi. Uyuşturuldu o. Ah, Kruwer! Bunu neden yaptın? Neden savunmadın kendini?

Bana düşen ne? Kanımı taşıyan bu hikayeyi kendi zehrime boğup yürüyecek miyim sadece? Letherde, izle kendini, dokun kendine, hisset artık! Dur ve saklı izleri apaçık ettiğin şu güne bak! Gayen bu, tutkun bu! Tutuklu anına bak! Dur!

Kruwer! Kim yaptı? O ölümsüz parıltıyı söndüren kim? Ahhh!..

6.

Beni dinliyorlar. Yüzlerce silah bana doğrulmuş biliyorum. Onlar gizlendiklerini biliyorlar, ben yaşama istencimi kaybettiğimi biliyorum. Ve soğuk rüzgarların bu peşi sıra dağıttığı tozları yutkunurken fısıltılarını işitiyorum. Benden ne istediklerini biliyorum. Kruwer soğuk gezegenlerin karanlığında beni arayarak yıllandı, ben onun bitimsiz soluğu olmayacağım. Gizli katillerin bu cehenneminde yürümeyeceğim daha fazla. Dağları arşınlayıp firar etmeyeceğim. Buradayım, burada geleceğimin bitimine yakın en uzak noktada! Sizlere karşı duracağım katiller! Bu işte hiçbir şey ifade etmez. Bu işte hiçbir şey ifade etmez. Etmez…

Size öfkemi göstermeliyim. Veya bir şeyler açıklamalıyım. Nasıl bir erk ile dönüp durursunuz böylece etrafınızda? Kruwer’i sadağınıza bağlanmış ok saydınız, yada sadağınıza yapışmış gibi durdu içinizde. Beni tutmak ve parçalamak istiyorsunuz şu an. Gözlerim kör olsa da, bu kadar dibe batsam da, beni yıldırmaz bu. Savrularak en son anında, giden geri geliyor işte! Bu bir mahlukat avıdır, tamamen dipteki bu gidişte. Eğer onurumun altından külçelerini yanımda taşımasaydım avın telaşı bile sarmazdı beni. Ama didiklenecek bir anlamım var şimdi. Bitireceğim bir gayem. Burada durdukça ben, keyfi bir saldırganlıkla gelen cesaretiniz ürperecek, kendini zıpkın gibi geriye fırlatacak, emin olun!

Kükrerim ki ben, dağlar buna dayanamaz ufalır da, besili bedenleriniz mi karşı koyar? Nefesleriniz zalimce ateşimde harlanıp kendini soldururken, dumanlar yükselip boğazlarınızda ahkam keserken beni görmezden mi gelirsiniz? Bu benim güneşim, bu benim ayım. Siz burada, bu düşünce ile olmakta hata ettiniz. Ben hataları uslandıranım; beni parçalayıp ufaltmayı kolay sanıyorsunuz. Beni soğuk bir taş parçası bellediniz, ufalanıp kuruyan bir dal. Kendi yolunuzdan hafifçe bu dalı ittiniz sanıyorsunuz…
Bakınız burada, bekliyorum sizi. Tamda yolunuzun en sadık yerinde. Kurumuş bir öfke ile, çetin bir intikama savrulmuş istenç ile… Öfkemi tanıyamadan sallanarak geliyorsunuz ve anınızı kuşatmaya sürterek mutluca geçiriyorsunuz. Onu zırhlarla kapladınız, onu sakladınız. Ama şimdi burada onu almak için hayıflanan biri var, tam yolunuzun en ağır, en zorunda olan bölümünde. Yavaşça bana ulaşıyorsunuz, kin kusan, sonra onu tekrar dönüştüren birine. Kustuğu kini yutmakla görevli birine, öfkenin en yekparesini taşıyan birine kanatlanarak uçuyorsunuz.

Lanet olsun tüm bu cisimlerinize! Tutup emzireceğim öfkeyi o hakkaniyetli keyfiyetinize! Lanet olsun her savurduğunuz beden için, kalkıp yürüyecek bu yaşlıca en son hedef için!

Kayaların arkasındaki sesleri ve horultuları dinliyorum. Yüzlercesi orada. Beni dinliyor ve attığım adımların izlerini soluklarında saklıyorlar. Metal kuşanmışlar. Bunu biliyordu beni engelleyen. Geri dönemeyeceğimi biliyordu. Biliyordum bunu. Tutkumu tekrarlayıp yürüyerek dolaşırken, bunu bilmeliydim. Kruwer tutkum! Amacım, çeperim ve şimdi dokunaklı seferim!

Ayaklarım hızlıca düz yola sapıyor. Bu konaktan çıkmalıyım Kruwer! Bu sefer senin için başlamalı!

7.

“Çok kararlı ve tutkulu düşman. Onu bu biçimde irdelemek bize pahalıya patladı. Düşünsenize onarılmaz onca hata… Ve o şimdi şehre doğru koşuyor. Bir kısrak gibi ve hayalet örtüyü giyinmiş. Biz hala duruyoruz böyle sahicilik ve gülünçlük arasında. Tepsimizi kaldırdık ve arasından binlerce baş çıktı. Kan dökme zamanına yenik düştük. Bir nevi çemberimizi kendimize doğru çizdik. Biz neyiz tanrı aşkına? Ne yaptık biz? Dünyayı dizginleyecek gücü yok etmeye savurduk. Ne yapacağız? Soluğunun boğazındaki barikatını hissediyor musun?”

8.

Ben gören bir gözüm. Ayrık anlamları birleştiren hararetli bir usum. Dokunaçlı bir hezimetim. Kendime her dokunuşumda eziyorum. Bu şekilde olanlar için doğru düşünceyi sonuçlandıran anlamlar üretmeyi kestim.

Hedefim yok oldu. Tutkum yok oldu. Bitkinim. Yaptıklarım eğer bir biçimde anılacaksa amaçsızlık güdülmesin. Zira güdülecek amacın üretildiği kaynaklar açgözlü dünyalıların ayakları altında kaldı. Ben Letherde, boğuluyorum. Ama boğulmadan intikamımı alacağım. İntikamım yüksek kayaların arşınladığı ve üzerime yığdığı bir şey değil. İsteğimin hantal bir parçası da değil. İstemimin korkunç keyfine yazgılı. Bununla Kruwer’in soğuk tabletlerini sereceğim üzerime ve lahitin içinde solgunca gezegenime bakacağım.

Açgözlü ve kurumuş pınarların şehrine doğru hınca hınç, taşıran öfke ruhumla yürüyorum… Benim ayaklarımla yürüyeceksin insanoğlu, benim koca iradem, fırlatıp çıkaracak seni tüm mezarlardan!

9.

“Şehir yerle bir oldu. Ölçemediğim bu kanlı derinliği korku ile doldurdu bile nefesim. Üstünde bir sandalın yüzdüğü ırmağa bırakmalıyım kendimi. Heyhat, bağışlayın beni dostlarım, onurumun gözleri açık değil. Kör ve budanmış yaşayamam.”

1 kişi bu yazıyı beğendi.


Leave a Reply

canada goose jacka canada goose jakke canada goose trillium canada goose canada goose parka canada goose jakker montebello canada goose canada goose trillium parka